İnsan Hakları Anıtları ve Toplumsal Hafıza: Villa Grimaldi Örneği / Onur Bakıner

ONUR BAKINER

Daha önceki yazılarımda geçmişle yüzleşme ve hukuk ilişkisine vurgu yapmıştım. Elbette ki zorla kaybedilmeler ve diğer insan hakları ihlalleri sadece ceza hukukunun konusu değil; ihlaller sonucu ölen veya travmatik deneyimler yaşayan insanları anmak, hem bu kişilerin itibarını iade etmek için zorunlu hem de toplumsal hafızanın gelecek kuşaklara aktarılması için önemli. Farklı anma şekilleri içinde son dönemde öne çıkanlardan biri de insan hakları anıtları. Dünyada daha çok Nazi toplama kampları ve Yahudi Soykırımı anıtları aracılığıyla bilinen bu anma şekli, Türkiye’de başta Diyarbakır Cezaevi olmak üzere eski işkence merkezlerinin insan hakları müzesine dönüştürülmesi fikri dolayısıyla bir süredir gündemde. Devlet bu konuda yavaş kalsa da yurttaş girişimleri, insan hakları anıtlarının yapılması ve korunması konusunda etkin bir rol oynuyor. İşte bu bağlamda, başka ülkelerdeki (ve özellikle Latin Amerika’daki) bazı anıtlardan örnekler vermek yararlı olabilir.

cuartel_terranova24Latin Amerika’daki insan hakları ihlalleri, ağırlıklı olarak sağcı askeri diktatörlük dönemlerinde veya ABD destekli sağ rejimlerle gerilla grupları arasındaki iç savaşlar sırasında gerçekleşti. Özellikle resmi yetkililer veya onlara bağlı paramiliter gruplar, işledikleri suçların bütün delillerini ortadan kaldırma yoluna gittiler. Birçok ülkede gözaltında kaybedilen kişilerin bedenlerinin yok edildiği bilinen bir gerçek; dahası, bu rejimler işkence aletlerini, hatta işkence ve kaybetmelerin gerçekleştiği binaları bile ortadan kaldırmaya uğraştılar. Bu mekanlardan birisi, Şili’nin başkenti Santiago’nun biraz uzağındaki Villa Grimaldi’ydi.

Askeri diktatörlükten önce lokanta olarak kullanılan (ve gerçekten de villa tarzında inşa edilmiş olan) IMG_0868Villa Grimaldi, Pinochet tarafından düzenlenen darbeden sonra sahibinden tehditle alındı ve istihbarat servisinin kullandığı gizli bir işkence merkezine dönüştürüldü. Daha sonra bu işkenceleri itiraf eden bazı eski istihbaratçıların ve mağdurların ifadesine dayanarak, mahkumların 1 metrekareyi geçmeyen hücrelerde çoğu zaman birkaç kişi tutulduğu, çok ağır işkencelerden sonra bazı mahkumların alanın ortasındaki bir kuleden fırlatılarak öldürüldüğü, insanların sadistçe cinsel işkencelere maruz bırakıldığı biliniyor. Tam rakamlara ulaşmak imkansız olsa da, 1974-1978 arasında yaklaşık 4.500 kişinin bu merkeze getirildiği, getirilen herkesin işkenceden geçirildiği ve en az 226’sının kaybedildiği tahmin ediliyor. Şili’nin mevcut devlet başkanı Michelle Bachelet de, babası Allende’nin demokratik hükümetine bağlı bir subay olduğu için, annesi ile birlikte bu merkezde işkenceden geçirildi.

1978 yılında, dış baskıları bir nebze hafifletmek isteyen Pinochet yönetiminin istihbarat örgütünü dağıtarak yeni bir gizli servis kurmasıyla, bu işkence merkezi de kapatıldı. Uzun yıllar ordunun elinde atıl duran arazinin, 1987 yılında sivil amaçlarla kullanılmasına karar verildi. Burada ordunun iki amacı vardı: birincisi, ordu generallerinden birinin yolsuz bir şekilde Villa Grimaldi’yi imara açarak orada apartman inşa ettirmesi hedeflenmişti. İkincisi de, arazi üzerindeki bütün yapıların iş makineleri tarafından yerle bir edilmesinin, işkence ve zorla kaybemenin izlerini sileceği düşünülmüştü. Gerçekten de arazi dümdüz edildi, ama tam o dönemde insan hakları örgütleri ve mahalle dernekleri, Villa Grimaldi’nin imara açılmasını protesto etmeye başladılar. 1990’da demokrasiye dönüşle, bu grupların şiddete maruz kalmadan hak aramasının önü açıldı. Özellikle o merkezde işkence görmüş ve daha sonra uzun yıllar sürgünde yaşamış Pedro Matta adlı bir Şilili, bu işin peşini bırakmayarak Villa Grimaldi’nin tarihini yazmaya, orada bulunmuş olanların tanıklığı sayesinde ölenlerin ve sağ kalanların listesini çıkarmaya başladı. Bütün bu çabalar sonuç verdi ve devlet, Villa Grimaldi’yi kamulaştırarak burada bir ‘barış parkı’ yapılmasına karar verdi.

IMG_0052Parkın dizaynı için üç farklı plan öne çıktı. Birçok kişi işkence merkezinin birebir kopyasının inşa edilmesini istiyordu. Nazi toplama kamplarının aslına sadık kalınarak muhafaza edilmesini temel alan bu görüşe göre, geçmiş ihlalleri bütün korkunçluğuyla gelecek kuşaklara aktarmak, geçmişten ders çıkarmak için zorunluydu. İkinci bir görüş ise, arazinin baştan aşağı yenilenerek güzel bir parka dönüştürülmesini talep ediyordu. Bu görüşe göre, insanların içinde mutlu olacağı, çocukların oynayacağı bir park inşa etmek, geçmişle yüzleşildiğini ama geçmişe takılıp kalmadan güzel bir gelecek kurulabileceğini simgeleyebilirdi. Üçüncü görüş ise, güzel bir park inşa edilmesini savunmakla beraber, geçmiş döneme ait bazı ayrıntıların olduğu gibi korunmasını, bir bakıma geleceğe ait güzellikle geçmişe ait acıların bir arada sergilenmesini istiyordu. Sonunda, bu üçüncü görüş benimsendi ve Villa Grimaldi Barış Parkı, 1997’nin Mart ayında açıldı.

Uzaktan bakınca park, ağaçlar arasında bir yürüyüş alanını andırıyor. Ancak girişte göze çarpan ilk medina_rodrigo_memorial_villayapı, Villa Grimaldi’de öldürülenlerin isimlerinin yazılı olduğu bir duvar. Bunun karşısında paslı bir metal yığınına benzeyen ve ziyaretçilerin ilk görüşte anlam veremediği bir nesne var; park görevlilerinin anlattığına göre bu nesne, tren rayıymış. Diktatörlüğün, öldürdüğü insanların bedenlerini yok etme yöntemlerinden birinin, ayaklarına ağır bir nesne bağlayarak okyanusa atmak olduğu biliniyor. Bu tren rayının da, mağdurlardan birinin ayağına bağlandığı ve daha sonra şans eseri suyun dibinde, paslanmış bir şekilde bulunduğu söyleniyor.

Parkın ortasında son derece güzel bir gül bahçesi var. Ancak parkın güzelliğiyle geçmişteki acıları bir arada yaşatma fikri, buraya da hakim olmuş: gül bahçesinin içinde, Villa Grimaldi’de öldürülen kadın grimaldi2-466x350mahkumların adlarının yazıldığı levhalar var ve bir anlamda gül bahçesi, kadın mahkumlara adanmış. Gül bahçesinin bir tarafı, eski işkence merkezindeki 1 metrekarelik hücrelerin birebir kopyası olan hücrelere bakarken, öbür tarafında küçük bir toplanma alanı var. Burada, 1970’lerin tanınan gençlik örgütlerinden Devrimci Sol Hareket’in (Movimiento de Izquierda Revolucionaria) kaybettikleri yoldaşlar anısına yaptırdığı küçük bir anıt duvar var. Yine parkın orta kısmında mozaik şekiller var. Bu mozaikler, eski işkence merkezindeki binalara ait olan ve ordunun binaları yerle bir ederken kırdığı kiremitlerden yapılmış. Geçmişin ve bugünün, huzurun ve sonsuz bir hüznün bir arada tecrübe edildiği bu parkın en uzak köşesinde ise, daha önce bahsi geçen korkunç cinayetlere ev sahipliği yapmış kulenin bir kopyası var.

Villa Grimaldi’nin bilinçli olarak şehir merkezinden uzak bir işkence merkezi olarak seçilmiş olması, bugün parkı ziyaret etmek isteyenler için de ister istemez zorluk yaratıyor. Parkın ziyaretçileri, ağırlıklı olarak ortaokul-lise öğrencileri ve turistler. Ancak 2006’da bu parkın mağdurlarından Michelle Bachelet’nin devlet başkanı seçilmesi, simgesel önemi ağır basan bir ziyareti de beraberinde getirmiş: Bachelet seçildikten kısa bir süre sonra, 14 Ekim 2006’da bu parkı, devlet başkanı sıfatıyla gezmiş. Kendisi açısından önemi yadsınamayacak bu ziyaret, Şili tarihi açısından da simgesel bir dönüm noktası olarak düşünülebilir.

Villa Grimaldi, Şili’de son yirmi yılda yapılan insan hakları anıtlarının en önemlilerinden. Zaman zaman parkın, insan hakları mücadelesine ne kadar katkıda bulunduğu tartışılıyor. Özellikle, görece az kişinin ziyaret edebilmesi, insan hakları savunucuları için hayal kırıklığı yaratıyor. Elbette ki tek bir parkın, insan hakları bilincini tek başına aşılayacağını düşünmek saçma olur. Ancak Villa Grimaldi’daki park, muazzam bir çabanın ve vizyonun ürünü. Geçmişle yüzleşmek, o geçmişi yeni nesillere aktarmak ve belki de en önemlisi, kent mimarisini geçmişi unutturmaya çalışanların elinden alarak o kentin hafızasını ayakta tutmak… Villa Grimaldi Barış Parkı, tüm dünyadaki hakikat ve adalet mücadeleleri için umut veren bir örnek.

Yayınlanma tarihi

26/09/2014

Kategori Listesi