Şahin Öner Davası İzleme Raporu – 23 Kasım 2021 (Karar Duruşması) 

Deniz Tekin – 23 Kasım 2021

Mahkeme:  Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi

Esas No:  2017/ 495 Esas

Diyarbakır Merkez Yenişehir İlçesinde 10 Şubat 2013’te bir gösteriye yapılan polis müdahalesi sırasında 19 yaşındaki Şahin Öner’i Shortland tipi zırhlı araçla ezerek öldüren aracın sürücüsü polis memuru Selahattin Korkmaz’ın “kasten öldürmek” suçundan müebbet hapis istemiyle yargılandığı Şahin Öner Davası’nın Karar Duruşması (16. Duruşması) 23 Kasım Salı günü Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. 

Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 30 Kasım 2017 tarihinden bu yana devam eden Şahin Öner Davası’nın saat 13.30’ta görülmesi kararlaştırılan karar duruşması için Diyarbakır Adliyesi önünde çok sayıda çevik kuvvet ve zırhlı aracın beklemekteydi. Adliye girişindeki ikinci arama noktasından geçtiğim sırada maktul Şehir Öner’in babası Mehmet Şirin Öner ve katılan avukatlarıyla karşılaştım. Duruşma salonunda güvenlik önleminin alınması için bir önceki duruşma kolluğa müzekkere yazılmasına karar verilmişti. Karar gereği duruşma salonunun önünde ve etrafındaki banklarda çok sayıda sivil ve çevik kuvvet polisi bekliyordu. Kısa bir bekleyişin ardından duruşma belirlenen süreden birkaç dakika önce başladı. 

Duruşmaya Katılım

Şahin Öner’in babası Mehmet Şirin Öner katılan avukatları İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi Başkanı Av. Abdullah Zeytun ve İHD Hukuk Komisyonu üyesi Av. Yakup Güven duruşma salonundaki yerini aldı. Duruşmayı izlemek isteyen Şahin Öner’in eniştesi Yılmaz Peker’ın duruşmayı izlemesi polislerce engellendi. Duruşmalardan vareste tutulan sanık polis Selahattin Korkmaz duruşmaya katılmadı. Duruşmaya katılmayan müdafisi Av. İbrahim Kaygusuz ise kendisi yerine yetkilendirdiği Av. Zerrin Altındağ’ın katılmasını sağlamıştı. Duruşmayı gazeteci olarak sadece Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Ömer Çelik izledi. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Diyarbakır Temsilcisi Av. Murat Aba da izleyiciler arasındaydı. Dicle Üniversitesi (DÜ) Hukuk Fakültesinden 7 öğrenci de duruşmayı salonda izleyiciler için ayrılan bölümde izledi. Daha öncekilerin aksine bu duruşmaya izlemek için gelenler ve katılanların üstü polis tarafından aranmadı. Avukatlar, katılanlara ayrılan bölümün kapısında iki çevik kuvvet polisi ve mahkeme üyelerinin korumaları ayakta duruşmayı izledi. 

Duruşmanın Seyri

Davanın tarafları duruşma salonunda yerlerini almasına rağmen salonda mahkeme başkanı dışında kimse yoktu. Duruşma savcısı ve heyet üyesi iki hakim daha duruşma salonuna gelmemişti. Mahkeme Başkanı, duruşmaya katılanların yoklamasını yapıp tutanağa geçirdikten sonra katılan avukatı Abdullah Zeytun’a “Savcı bey, hakim bey birazdan gelecek. Zaten kendisi (savcı) mütalaasını tekrar edecek. İsterseniz duruşmaya başlayalım” dedi. Katılan avukatı Abdullah Zeytun da Mahkeme Başkanına “Savcı beyin esas hakkındaki mütalaasını değiştirip değiştirmediğini kendisinden duymak istiyoruz” diyerek, savcının duruşma salonunda esas hakkında mütalaasının okumasını bekleyecekleri cevabını verdi. Yaklaşık 5 dakika sonra mahkeme üyeleri ve iddia makamı duruşma salonuna geldi. Mahkeme Başkanı, esas hakkındaki mütalaaya ilişkin görüş istediği duruşma savcısının “Mütalaayı vermedik mi?” demesi üzerine katılan Av. Abdullah Zeytun “Eski mütalaa mı yoksa yenisi mi?” diye sordu. Savcı, “Yenisi” cevabını verdi. 

İddia makamı 24 Haziran 2021 tarihli duruşmada verdiği esas hakkındaki mütalaasını tekrar etti. Geçtiğimiz duruşmada verilen bu mütalaa duruşma tutanağına kopyalandı.  İddia makamı, sanık polisin “kasten öldürme” suçundan 20 yıldan 25 yıla kadar hapisle cezalandırılması yönünde 2018 yılında verilen esas hakkındaki mütalaanın aksine, yeni talebinde sanık polisin TCK 85/1 maddesi uyarınca “taksirle ölüme neden olma” suçundan cezalandırılmasını istemişti.

Baba Öner: Kasten Öldürülmediyse Çocuk Hastane Yerine Neden Karakola Götürüldü? 

Mahkeme Başkanı, esas hakkındaki mütalaaya karşı ilk olarak söz verdiği katılan Mehmet Şirin Öner, özgün ve sinirli bir ses tonuyla sanık polis memuru Selahattin Korkmaz’ın olayın yaşandığı andan itibaren “kasten öldürmedim” şeklinde savunma yaptığını hatırlatarak “Fakat çarptıktan sonra araçtan inip, çocuğumun başına gidip hakaret ediyor. Yaralı olmasına rağmen hastaneye götürmek yerine karakola götürüp orada 45-50 dakika boyunca bekletiyorlar. Kasten değilse,  neden hastane yerine karakola götürüldü? Hastaneye götürmüş olsalardı böyle olmazdı. Oğlumu kasten öldürdü ve bu suçtan cezalandırılmasını istiyorum” dedi.

Av. Zeytun: Şahin Ellerini Havaya Kaldırmasına Rağmen Zırhlı Araç Silah Olarak Kullanıldı

Ardından söz alan katılan avukatı Abdullah Zeytun, müvekkilinin sanığın kasten öldürme suçundan cezalandırılması yönündeki beyanlarına katıldığını belirterek, savunmasını müvekkilinin bıraktığı yerden devam edeceğini söyledi. Zeytun, mahkemeye sunduğu 6 sayfalık beyan dilekçesini özetledi. Dava dosyasındaki tanık beyanları, otopsi raporu, İstanbul Adli Tıp Kurumu 1 İhtisas Kurulu’nun raporları, İTÜ’den alınan bilirkişi raporu, olay yeri inceleme raporu, olay yeri inceleme ve yer gösterme tutanağı, telsiz konuşmalarına ilişkin tespit tutanakları ile tüm dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgeler incelendiğinde sanığın maktul Şahin Öner’e yönelik “kasten öldürme” suçunu işlediğini vurguladı. Sanık polis memurunun neden “kasten öldürme” suçundan cezalandırılması gerektiğini somut delillerle açıklamak istediğine dikkat çeken Zeytun “Maktul ağır yaralı bir şekilde olay yerinde bekletilmiş sonrasında karakola götürülmüştür. Zırhlı aracın savunmasız bir insana çarpmasının sebebi polisin o insanı potansiyel bir örgüt mensubu olarak değerlendirmesidir. Öner’in ölümü Zırhlı araç silah kullanılmak suretiyle öldürülmesidir. Taksirle, yanlışlıkla çarpan bir kişi o insanı telaşla hastaneye götürürdü, karakala götürüp parmak izi almazdı. Bu veriler, tanık beyanları, uzmanlık raporları, 112 Acil servis kayıtları bize zırhlı aracın sürücüsünün kasti bir şekilde Öner’e çarptığını göstermektedir” diye kaydetti.

‘Savcılık Makamı, Valiliğin Açıklamasından Etkilenerek Olayı ‘Terör Saldırısı’ Şeklinde Ele Aldı’

Sanık polis memuru Selahattin Kormaz’ın “taksirle ölüme neden olma” suçundan cezalandırılması yönündeki esas hakkındaki mütalaaya katılmadıklarını belirten Zeytun bunun nedenlerini delilleri ve açıklarıyla sıraladı. Zeytun: “Yaşanan olaylar sonucunda şahısları akrep tipi zırhlı araçlarla kovalayan polisler, Şehitlik mahallesi 26. sokağa girdiklerinde hızlı bir şekilde ilerlemiş ve sokakta bulunan Şahin Öner’e hızla çarptıktan sonra sürüklemişlerdir. Polisler Şahin’i görmelerine ve Şahin’in ellerini havaya kaldırarak durun demesine rağmen polisler hızlarını bile azaltmadan Şahin’in göğüs bölgesine çarpmış sonra da üzerinden araçla geçerek, aynı hızla ilerlemişlerdir. Bu aracın arkasından gelen diğer polis aracı ağır yaralı vaziyette olan Şahin’in önünde durarak Şahin’i araca bindirerek Karakola götürmüşlerdir. Olaydan hemen sonra, olaya ilişkin ayrıntılar ortaya çıkmadan önce, bazı medya organlarında Diyarbakır Valiliği kaynak gösterilerek, bir göstericinin el yapımı patlayıcıyı polise atmak istediği sırada, patlayıcının elinde patlaması sonucu yaşamını yitirdiği yönünde haberlere yer vermiştir. Bu açıklama sonrasında Savcılık makamı da bu açıklamadan etkilenerek olayı ‘terör saldırısı’ şeklinde ele alarak, hazırlık işlemlerini bu yönde başlatmıştır. Oysa daha sonra ortaya çıkan raporlar ve tanık beyanları olayın bu şekilde cereyan etmediğini ortaya koymuştur” dedi. 

‘Valiliğin Olaya Müdahale Etme ve Suçu Örtme Çabası Raporlarla Akamete Uğramıştır’

Zeytun, Adli Tıp Kurumu(ATK) İhtisas Kurulu’nun 2014 yılında hazırladığı uzmanlık raporunun, maktul Öner’in ölümünün patlayıcı cisim nedeniyle yaşandığına dair ATK’nin 2013 yılında hazırladığı raporu çürüttüğüne dikkat çekti. Zeytun,  ikinci ATK raporunda, maktul Öner’in ölümünün tanık ifadelerinde belirtildiği şekilde zırhlı polis aracının çarpması ve sürüklenmesi ile meydana gelmiş olduğuna dair görüş verildiğini anımsattı. Zeytun, “Maktulün yaşamını yitirdiği olayın hemen ardından valilik makamı, maktulün polise atmak istediği el yapımı patlayıcı maddenin patlaması sonucunda yaşamını yitirdiğini belirterek soruşturmayı etkilemeye çalışmıştır. Adli Tıp Kurumu’nun 12.06.2013 tarihli raporunda ise ‘kişinin ölümünün patlamayla mümkün genel beden travmasına bağlı çok sayıda kot kırığı ile birlikte yaygın akciğer hasarına bağlı iç kanama sonucu meydana gelmiş olduğu…’ belirtilmiştir. Anlaşılacağı üzere, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için soruşturma makamına yardımcı olması gereken mülki amirlik suçu örtmeye çalışmış, adli tıp kurumu ise nesnellikten uzak ve taraflı bir rapor hazırlamıştır. Valilik makamının olayın hemen başında soruşturmaya müdahale etme ve suçu örtme çabası; otopsi, adli tıp ve uzman raporları ile akamete uğramıştır” tespitini yaptı. 

‘Önceki Mütalaanın Tersine Yapılan İşlemler Bugün Verilen Mütalaaya Dayanak Yapıldı’

Bu sırada Mahkeme Başkanı, Av. Zeytun’un sözünü kesti ve “süremiz sınırlı toparlarsanız” uyarısında bulundu. Av. Zeytun ise “Savunma çok kapsamlı ve somut deliller var. Neden böyle bir mütalaa verilmemesi gerektiğini anlatıyorum.” cevabını verdi. Sanığın “kasten öldürme” suçundan cezalandırılması yönünde iddia makamının 2018 yılında verdiği esas hakkındaki mütalaanın mahkeme heyeti değiştikten sonra ortada bir neden olmamasına rağmen neden değiştiğini soran Zeytun, “Neden oldu da yeni bir araştırma yapma gereği duyuldu. O mütalaa ve diğer işlemler görmezden gelindi. Mütalaanın tersine yapılan işlemler bugün verilen mütalaaya dayanak yapıldı” tespitini yaptı.

Katılan avukatları savunma yaptığı sırada mahkeme üyesi bir hakim uyuyordu. Duruşma savcısı ise bir süreliğine salondan ayrıldı. 

‘Tanık Beyanları Dikkate Alınmadı’ 

Zeytun, zırhlı aracın Öner’i ezdiği olay anını gören ve 112 Acil servisi arayarak ambulans isteyen bir yurttaşın konuşma kayıtlarında “Panzer bastı çocuğa… Ya polisler orda polisler kaldırmıyor. Çocuk ayağını tepretiyor. Kaldırmıyorlar çocuğu yerden…” şeklindeki sözleri hatırlattı. Zeytun, “Yurttaşın beyanları çocuğun panzerin altında kaldığı ve yanında bulunan polis memurlarının çocuğu kaldırmadıklarını açıklamaktadır. Sıcağı sıcağına telefon kayıtlarına yansıyan bu beyanlar, faillerin eylemlerini net bir biçimde açıklar niteliktedir” değerlendirmesini yaptı.  Mahkeme huzurunda tanık olarak dinlenen Yılmaz Dağ’ın “Ben ölenin elinde bir şey görmedim. Panzerler içeri girdiğinde gençler yoktu. Panzer ölenin üstünden geçti ve sürükledi. İkinci binanın önüne kadar götürdü, ikinci panzer geldi, tam ölenin başında durdu, basmadı. Ölen iki elini havaya kaldırmıştı, sokağın ortasındaydı. Çıkmaz sokak değildi. Panzer viraj alıp sokağa girdi, döndükten sonra panzer ile ölenin arasında 5-6 metre mesafe vardı. Sokak karanlık değildi, aydınlatma lambaları yanıyordu. Aracın farları yanıyordu. Dükkânların ışığı da vardı. Araç sürücüsünün karşısındaki el kaldırmış şahsı görmemesi mümkün değildi. Öleni hastaneye kaldırdıklarında beni de götürmüşlerdi. Bana çocuğun elinde molotof vardı şeklinde ifade ver dediler. Morga götürdüler, öleni gösterdiler. Eli filan kesik değildi, olay savcılıkta anlattığım gibi olmuştur” şeklindeki beyanına dikkat çekti. 

Tanık: Bana Göre Olay Kaza Değildi, Bilerek Ezdi

Zeytun, tanık Levent Çartay’ın Öner’in hayatını kaybettiği olay anına ilişkin mahkeme huzurunda verdiği ifadesinde özetle “Yolun ortasından koşuyordu. Çocuk durdu, yönünü panzere doğru dönüp iki elini havaya kaldırdı, bu sırada panzerle çocuk arasında beş metre kadar mesafe vardı. Panzer hiç yavaşlamadı. Ölen sokağın ortasında kaçarken panzer de onun beş metre kadar arkasına kadar yaklaşmıştı. Tam o sırada ölen durdu, arkasını döndü. Ellerini havaya kaldırdı, aracın fren yaptığını düşünmüyorum. Panzerin önünde koştuğu için panzerin içindekilerin çocuğu görme ihtimali vardır, araç hiç hızını kesmeden çarptı, altına aldı, sonradan ölen aracın iki tekerinin arasından arkadan çıktı, yerde biraz kıvrandı, ayağa kalkamadı. Çarpan araç çarptıktan sonra hiç durmadı ve yavaşlamadı, normal bir şekilde gitti, diğer kaçan çocukların peşine gitti, arkadan başka bir polis aracı gelip yaralının başında durdu. İkinci arabadan inen polisler yerde yaralı çocuğa küfrettiler. Polislerden biri amirini aradı, ben balkondan izliyordum, duyuyordum. Bana göre olay kaza değildi, bilerek ezdi. İkinci ekip geldi, çocuğun başında ‘a.ına koduğumun çocuğu daha ölmedin mi?’ dediler” dediğini hatırlattı.  

Tarafsız ve bağımsız tanıkların Öner’in hayatını kaybettiği olaya ilişkin verdiği beyanlarının olayı aydınlatacak nitelikte olduğunu vurgulayan Zeytun, “Tanıklar söz konusu olayda zırhlı aracın bilerek ve isteyerek müştekiye çarptığını, zırhlı aracın ellerini havaya kaldıran müştekiyi görmemelerinin mümkün olmadığını beyan etmişlerdir. Tanık Yılmaz Dağ,  hastanede polis memurlarının kendisinden yalancı tanıklıkta bulunmasını istediklerini dile getirmiştir” değerlendirmesini yaptı. Mahkemenin olay yerinde yaptığı keşifte gördüğü caddenin aydınlatma lambalarının olayın yaşandığı günde olduğu gibi durduğuna dikkat çeken Zeytun, olayın yaşandığı gece saatlerinde insanların caddeyi çok rahatlıkla gördüğünü söyledi.  

‘Tanıklar Talimat İle Dinlendiğinden Müşteki Vekillerinin Soru Sorma Hakkı Engellendi’

Zeytun,  mahkemenin, tanıkların ifadeleri talimatla alındığı için kendilerine çapraz sorgu yapma fırsatı vermediğine işaret etti. Yargılamayı yapan mahkemeler veya hakimlerin delillere doğrudan doğruya temas etmesi gerektiğini, bu ilkenin sonucunda tanıkların duruşmada doğrudan doğruya dinlenmeleri gerektiğine işaret eden Zeytun, “Açıkça yer verilen bazı istisnalar dışında tanıkların önceki ifadelerinin duruşmada okunmasıyla yetinilemez (m. 210 vd. CMK). Aslında görevi ihmal/ihmalen insan öldürme/delilleri karartma suçlarından yargılanması gereken polis memurları tanık olarak dinlenmiştir. Bu tanıklar talimat duruşmaları ile dinlendiğinden müşteki vekilleri olarak soru sorma hakkımız engellenmiş ve duruşmaların doğrudanlığı/yüzyüzeliği ilkesini zedelemiş ve katılan vekilleri olarak dosyaya etkin bir şekilde katılımımızın engellenmesi durumu söz konusu olmuştur” dedi. 

‘Tanık Olarak Dinlenen Polislerin İfadeleri Çelişkili ve Ayrıntısız’

Sanık polisin, caddenin karanlık olduğu,  molotoflu saldırı yapıldığı için önünü görmediği ve maktul Öner’e çarpmadığına dair ifadesini hatırlatan Zeytun, sanık ile aynı zırhlı araçta olan polis memurlarının beyanlarının sanık polisin beyanlarıyla çeliştiğini söyledi. Zeytun “Birbiriyle çelişen bu ifadelerin hangisine güveneceğiz?” diye sordu. Zeytun, soruşturma aşamasında tekdüze beyanlarda bulunan tanık polis memurlarının kovuşturma aşamasındaki beyanlarının ise çelişkili ve ayrıntısız olduğuna dikkat çekti. Kovuşturma aşamasında talimatla ifade veren tanık polis memuru M. E. Ç.’nin “Araçla ilerlediğimiz sırada sağ taraftan yere uzanmış vaziyette bir genç gördüm. Bu durumu telsizle anons etim. Sonrasında şahıs bulunduğu yerden kalktı. Kendiliğinden ambulansa bindi. Kendisinin iyi olduğunu söyleyince önce karakola götürdük, sonrasında hastaneye sevk ettik.” dediğini hatırlattı. M. E. Ç.’nin soruşturma aşamasında verdiği ifadesinde ise “Ambulansın olay yerine gelmesinin tehlikeli olabileceğini görüştük ve haber merkezi bize yaralı şahsı alıp karakola gidip gidemeyeceğimizi sordu. Biz de alabileceğimizi söyledik. Yaralı şahsın kollarına girerek araca bindirdik, oradan da polis merkezine gittik.” şeklinde beyanda bulunduğunu hatırlattı.  Av. Zeytun, “M. E. Ç ağır yaralı Şahin Öner’in hastaneye götürülmeden doğrudan karakola götürülmesinin maktulün ölümüne sebebiyet verdiğini biliyordu ve kendisinin de olası yargılanmasının önünü almak için beyanlarında maktulün çarpma eyleminden sonra iyi olduğunu, ayağa kalktığını ve zırhlı araca bindirilerek karakola götürüldüğünü belirtmiştir.” değerlendirmesini yaptı. 

‘Hayati Riskine Rağmen Hastaneye Götürülmeden Doğrudan Karakola Götürerek Ölümüne Sebep Oldular’ 

Tanık olarak dinlenen polis memurunun verdiği iki ayrı beyan arasında farklılıklar bulunduğuna dikkat çeken Zeytun, “İlk beyanda yaralının kollarına girip araca bindirdiklerini ikinci ifadede ise yaralının kendiliğinden ambulansa bindiğini söylemektedir. Olay yerine ambulansın gelmediği, maktulü zırhlı araçla polis merkezine götürdükleri açıktır. Şüpheli sıfatıyla gözaltına alınan kişilerin gözaltı birimlerine götürülmeden önce hastaneye götürülüp sağlık raporlarının alınması zorunluluğu söz konusu iken, hayati riski bulunan maktulün hastaneye götürülmeden doğrudan karakola götürülmesi, maktulün ölümünde sanık polis ile beraber olay yerinde bulunan diğer polis memurlarının da sorumluluğunun bulunduğunu ispat etmekte ve bu polis memurlarının somut olaya ilişkin beyanlarına itibar edilemeyeceğini, maktulün ölümüne bilerek ve isteyerek sebebiyet verdiklerini ortaya koymaktadır” değerlendirmesini yaptı. 

‘Kovuşturma Aşamasında Dinlenmeyen İki Tanık Bulunmaktadır’ 

Soruşturma aşamasında tanık olarak dinlenen 7 polisten 3’ünün Öner’in ölümüne neden olan 75 kodlu Shortland tipi zırhlı araçta görev aldığını hatırlatan Zeytun şöyle devam etti “Sanık Selahattin Korkmaz ile birlikte araçta bulunan polis sayısının dört olduğu açıktır. Ancak 09.05.2018 tarihinde talimatla dinlenen polis memuru B. A. net bilgiler vermediği gibi beyanlarında çelişkiler mevcuttur. 16.07.2018 tarihinde dinlenen tanık İ.G. olayın ayrıntılarını hatırlamadığını söyleyerek olayla ilgili tutarlı, somut bir bilgi vermemiştir. Soruşturma aşamasında savcılık tarafından dinlenmiş ancak kovuşturma aşamasında dinlenmemiş iki tanık bulunmaktadır. Bunlardan ilki 275376 sicil numaralı telsiz operatörü, ikincisi ise ismini bilmediğimiz Shortland 75 te görev alan bir polis memurudur.” 

‘Görgü Tanıklarının Olaya İlişkin Aynı Beyanlarda Bulunmaları Tesadüfle İzah Edilemez’

Av. Zeytun, 9 yıl önce yaşanan Şahin Öner cinayeti Davasının yaklaşık 5 yıldır devam eden kovuşturma süreci ile 4 yıl süren soruşturma sürecinde yaşananları özetleyen beyanlarda bulunduktan sonra şu tespit ve değerlendirmelerde bulundu: “Yazılı belgeler, raporlar, tarafsız ve bağımsız tanık beyanlarıyla ispatladığımız üzere maktulün zırhlı polis aracıyla yaşamını yitirdiği kesinleşmiştir. Olaya ilişkin bu gerçekliğin yadsınamaması üzerine bu kez de çarpan zırhlı aracın maktulü görmediği, görmesinin mümkün olmadığı ileri sürülerek yargılama makamı yanıltılmaya çalışılmaktadır. Zira tarafsız ve bağımsız tanıklar, dükkân lambaları ile zırhlı araç aydınlatmalarının açık olduğunu beyan etmişlerdir. Tanıklar, aydınlatması yanan zırhlı aracın önünde durup ellerini havaya kaldıran maktulü, zırhlı aracın hızını kesmeden ezdiğini belirtmişlerdir. Görgü tanıkları olan yurttaşların her biri farklı bir yerde ve mesafede olmalarına rağmen olaya ilişkin aynı beyanlarda bulunmaları tesadüfi olmakla izah edilemez. Farklı mesafelerdeki kişilerin olayı görmelerine rağmen zırhlı araçtaki sanığın önündeki maktulü görememesi ise imkân dahilinde değildir.” 

“Dolayısıyla somut olayda bilmeden ve istemeden ölüme sebebiyet verme durumu söz konusu değildir. Ağır yaralı olduğu bilinen maktulün hastaneye götürülmeksizin olay yerinde uzun bir süre bekletilmesi, sonrasında doğrudan karakola götürülmesi, parmak izi işlemleri yapılması ile bu şekilde ağır halde bekletilme sebebi ile yaşamını yitirmesine yol açmışlardır. Bütün somut verilerle görüldüğü üzere mahkemenizden, maktulün ağır yaralı halde iken ihmali hareketlerle ölümüne sebebiyet veren polisler hakkında TCK 83. Maddesinde (Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi) belirtilen ihmal sureti ile kasten insan öldürme suçu kapsamında suç duyurusunda bulunmasını ve sanığın derhal tutuklanmasını talep ediyoruz.” dedi.  

Av. Zeytun, yakını, ailesi ve vekilleri olarak son sözlerinin, kamu görevlilerinin sanık olduğu davalarda uygulanan cezasızlıkla Öner davası dosyasında karşılaşmak istemedikleri olduğunu vurgulayarak “Her duruşmada adalet istiyoruz. Bu konuda Mahkeme heyetinin büyük bir dikkatle ve adalet kanaatiyle dosyaya yaklaşması umuyor ve talep ediyoruz. Sanığın cezalandırılmasını bekliyoruz.” diyerek beyanlarını sonlandırdı. 

Av. Güven: ‘Rapor Olmasaydı Bu Dosya da Kapatılacak, Failler Cezasız Kalacaktı’

Katılan avukatı Yakup Güven beyanda bulunmak üzere söz aldığı sırada mahkeme başkanı “Avukat bey tekrar etmezseniz” diye uyardı. Av. Güven beyanında Diyarbakır Valiliğin, maktul Öner’in ölümünden sonra yaptığı “elinde bomba patladı” açıklamasını hatırlatarak “Maktul bir örgüt mensubu olarak kamuoyuna yansıtılmaya çalışılmıştır. Bu açıklamayla soruşturma makamı etki altına alınmaya çalışılarak, suçun üstü örtülmeye çalışılmıştır. ATK Raporu vermeseydi, bu dosya da kapatılacak, failler cezasız kalacaktı” dedi.  Av. Güven, Valiliğin açıklamasının asılsız olduğunun inkâr edilmeyecek delillerle çürütülmesinin ardından bu kez de sanığın bilmeyerek ve istemeyerek Öner’e çarptığı iddiasının öne sürülmeye başlandığını hatırlattı. Normal şartlarda bir polisin bir yurttaşla husumetinin olmaması gerektiğini söyleyen Güven, sanık polisin bu olayda Öner’e husumetle yaklaştığına dikkat çekti. 

Öner’i Hastane Yerine Karakola Götüren Polisler Hakkında Suç Duyurusunda Bulunulması İstendi 

Av. Güven, “Zaten bu polisler, başta ölümün molotof kokteyli ile gerçekleştiği yönünde ifade verip, maktulü örgüt mensubu gibi gösterip suçtan kurtulmayı arzulamıştır.” dedi.  

Güven sanığın “kasten öldürme” suçundan cezalandırılmasını, Öner’i hastane yerine karakola götüren tanık polisler hakkında ise “ihmal suretiyle ölüme sebebiyet vermek” suç duyurunda bulunulmasını talep etti. 

Sanık avukatı Av. Zerrin Altındağ ise mahkemeye sundukları yazılı savunmaları tekrar ettiğini söyleyerek, esas hakkındaki mütalaaya kabul etmediklerini, müvekkili hakkında beraat kararı verilmesini, mahkemenin aksi düşüncedeyse lehe olan hükümlerin uygulanmasını istedi. 

Karar

Savunmaların ardından mahkeme heyeti kararını açıklamak üzere duruşmaya ara verip, salonu boşalttı. Yaklaşık 10 dakikalık aranın ardından mahkeme başkanı, karar okumak için davanın taraflarını duruşma salonuna çağırdı.

Sanık oy çokluğu ile “Bilinçli taksirle ölüme neden olma” suçundan 4 yıl 5 ay 10 gün hapis cezasına çarptırıldı ve sanığın tutuklanması yönündeki talebin reddine karar verildi.

Öner’i hastane yerine karakola götüren tanık polisler hakkında ise “ihmal suretiyle ölüme sebebiyet vermek” suç duyurusunda bulunulmasına ilişkin mahkemenin ara karar kurmadığını gören katılan avukatları, mahkemenin suç duyurusunda bulunup bulunmayacağını sordu. Mahkeme başkanı, “Suç duyurusu muhtariyete bağlı” dedi. 

Mahkeme başkanı, tutanakta düzeltmeler yapılıp, onaylandıktan sonra UYAP’a yükleneceğini söyleyerek, tutanağın örneğini davanın taraflarına vermedi. 

Heyet üyesi hakim Baha Çiçek ise; tanıklar Yılmaz Dağ ve Levent Çartay’ın birbiri ile tutarlı beyanları, maktulün olay nedeniyle oluşan ağır yaralanmasına rağmen derhal hastaneye götürülmeyip, karakola götürülmesi ve burada uzunca sayılabilecek bir süre tutulması, sanığın olay mahallinde görgü tanıklarına, ne şekilde beyanda bulunmaları gerektiği noktasında telkinde bulunması, sanığın can varlığına yönelen herhangi bir somut tehlike de mevcut değilken, kullandığı araçla geri çekilmeyip veya bulunduğu noktada beklemeyip, yaklaşık 5
ton ağırlığındaki öldürücü ağırlıktaki bir araçla hızlı ve kontrolsüz bir şekilde göstericilerin üzerine sürmesi dikkate alındığında sanığın bu şekilde birilerinin araç altında kalabileceğini öngörerek, olursa olsun düşüncesiyle hareket ederek, maktulün ölümüne sebebiyet verdiği anlaşılmakla eylemine uyan TCK 81/1,21/2,53. maddeleri uyarınca cezalandırılması gerektiği gerekçeleriyle karara muhalefet etti.

Duruşma Sonrası 

Katılan Avukatları Karara İtiraz Edecek

Duruşma sonrasında Diyarbakır Adliyesi önünde karara ilişkin görüşünü sorduğumuz katılan Mehmet Şirin Öner, 9 yıldır bu davada adalet beklediklerini hatırlatarak, “O (Sanık polis) ise dışarıda rahat rahat geziyordu. Kendisine ağır bir ceza verilmesini beklerken bu cezayı aldı. Bir insanı öldürmenin cezası 4 yıl 5 ay mı? Bu davanın peşini bırakmayacağız. Sonuna kadar takipçisi olacağız”  dedi. 

Katılan Av. Abdullah Zeytun ise Diyarbakır Adliyesinde bir kez daha adaletsiz bir kararla karşılaştıklarını belirterek, “Sanığın taksirle cezalandırılmasına hükmetti. Tüm deliller sanığın maktule kasten çarptığı yönündeydi fakat sanığa takdir indirimi de uygulandı. Bu karara karşı ailesiyle birlikte istinafta bulunacağız. Bu hukuksuz ve adaleti kabul etmeyeceğiz”  diye belirtti. 

Savcı Kararı İstinaf Edecek

Duruşma savcısı, kararının açıkladığı gün kararı veren mahkemeye sure tutum dilekçesi gönderdi. Dilekçede, sanık hakkında “bilinçli taksirle ölüme neden olma” suçundan verilen kararda yasaya ve usule aykırılıklar olduğunu belirterek, kararın bozulması için istinaf yoluna gidileceğini belirtti. Savcı, istinaf layihasını hazırlamaları için mahkemenin gerekçeli kararın bir örneğini Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına tebliğ edilmesini istedi. Savcı, esas hakkındaki mütalaasında sanığın “taksirle ölüme neden olma” suçundan ceza istemişti.

 

Yayınlanma tarihi

8 December 2021

Kategori Listesi

Etiket Listesi