Olayların Gelişimi
28 Aralık 2011 tarihinde, TSK’ya ait F-16 savaş uçakları Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Gülyazı (Bejuh) ve Ortasu (Roboski) köylerinden Irak sınırına doğru hareket halinde bulunan sivil bir grubu bombaladı. Bu bombardıman sonucunda, aralarında çocukların da bulunduğu 34 kişi hayatını kaybetti, 4 kişi ise yaralı olarak kurtuldu. Hayatını kaybeden 34 kişiden 17’si 18 yaşın altındaydı, 3’ü ise yalnızca 13 yaşındaydı.
Söz konusu sınır hattı, yerel halk tarafından uzun yıllardır sınır ticareti amacıyla kullanılan bir güzergâh olmuştu. 1990’lı yıllarda zorla boşaltılan köylerden göç etmek zorunda kalan köylüler tarafından kurulan Gülyazı ve Ortasu köyleri, tarım ve hayvancılığa elverişsiz bir coğrafyada yer aldığı için, halkın temel geçim kaynağı sınır ticareti olmuştu. Bu çerçevede köylüler, Irak’tan temin ettikleri temel tüketim ürünlerini Türkiye’ye getirerek geçimlerini sağlamışlardı.
Olay günü insansız hava araçları(İHA), Irak tarafından Türkiye’ye dönüş yolunda bulunan sivil kafileyi ve beraberlerindeki katırları net biçimde tespit etti. Görüntülerde, grubun iki ayrı kol hâlinde ve aralarında 300 ila 1100 metre mesafe olacak şekilde ilerlediği, taşıdıkları yüklerin ise mazot, şeker, çay ve pirinç olduğu açıkça görüldü.
Bombalama öncesinde, grubun önüne aydınlatma ve tahrip mermileri atıldı. Bu uyarı atışlarının ardından grup durdu ve köyle cep telefonu aracılığıyla iletişime geçti. Sınırın kapalı olduğu bilgisini alan kafile, sınıra yakın bir bölgede beklemeye başladı.
Saat 21:40 ile 22:24 arasında iki F-16 uçağı üç ayrı hava saldırısı gerçekleştirdi. İlk grup saat 21:40’ta, kuzeye doğru yönelen kişiler saat 22:02’de, ikinci grup ise saat 22:24’te bombalandı.
Bombardımanın ardından köylüler, yardım çağrısında bulunmalarına rağmen ambulanslar olay yerine gönderilmedi. Yaralılar, yakınları tarafından taşındı. Bu esnada 7 kişi yolda hayatını kaybetti. Köylüler, parçalanmış bedenleri çıplak elleriyle enkaz altından çıkardılar ve cenazeleri traktör ve katırlarla köye taşıdılar.
29 Aralık 2011’de Genelkurmay Başkanlığı, olayla ilgili yaptığı açıklamada, bölgenin terör örgütü mensupları tarafından sıklıkla kullanıldığını ve gece saatlerinde sınırda hareketlilik tespit edilmesi üzerine hava harekâtı düzenlendiğini bildirdi. Bu açıklama, sonraki idari ve adli süreçlerde temel dayanak olarak benimsendi.
Ceza Soruşturması ve İdari Soruşturma Süreci
Ceza Soruşturması
Olaydan bir gün sonra, 29 Aralık 2011 tarihinde Uludere Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. Ancak savcılık olay yerinde keşif yapmadı. 2 Ocak 2012’de Sulh Ceza Mahkemesi tarafından dosyaya kısıtlama kararı kondu. Bu kararla mağdurların avukatlarının dosyaya erişimi engellendi ve soruşturmaya katılımları mümkün olmadı.
Görevli savcılık konusunda yaşanan yetki sorunları nedeniyle dosya, Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı’na gönderildi. Aynı zamanda askeri yargı organları da yetkisizlik kararı verdi ve dosya, Genelkurmay Askeri Savcılığı’na ulaşana kadar birçok kez el değiştirdi.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 11 Haziran 2013 tarihinde verdiği kararda “taksirle ölüme sebebiyet verme” ve “görevi kötüye kullanma” suçları yönünden değerlendirme yapılması gerektiğini belirtti. Şüphelilerin asker olması ve olayın görev sırasında gerçekleşmesi gerekçesiyle dosyayı Genelkurmay Askeri Savcılığı’na devretti.
Genelkurmay Askeri Savcılığı, 6 Ocak 2014 tarihinde beş askeri personel hakkında “kovuşturmaya yer olmadığına” kararı verdi. 16 sayfalık kararda, söz konusu personelin TBMM ve Bakanlar Kurulu kararları doğrultusunda görevlerinin gereklerini yerine getirirken insansız hava aracı (İHA) ile takip edilen ve sonradan sivil ve kaçakçı oldukları anlaşılan grubun, operasyon sırasında “bölücü terör örgütü (BTÖ) mensubu” olarak değerlendirildiği ifade edildi. Bu değerlendirmenin, kaçınılmaz bir hataya dayandığı ve bu nedenle Türk Ceza Kanunu’nun 30. maddesi kapsamında “suçun maddi unsurlarında kaçınılmaz hataya düşüldüğü” gerekçesiyle şüphelilerin ceza sorumluluğunun bulunmadığı belirtildi. Bu kişiler, harekât emrini vermeyen, olayda doğrudan sorumluluğu bulunmayan alt düzey subaylardı. Üst düzey karar alıcılar hiçbir biçimde soruşturmaya dahil edilmedi; olası kast ihtimali değerlendirilmedi.
Bu karara karşı yapılan itiraz, Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi tarafından 11 Haziran 2014 tarihinde reddedildi. Mahkeme, soruşturmanın “etkin ve ayrıntılı” şekilde yürütüldüğünü savundu. Karar 2'ye karşı 1 çoğunlukla alındı. Muhalif üye Oğuz Pürtaş, mevcut delillerin kamu davası açılması için yeterli olduğunu ifade ederek muhalefet şerhi koydu.
İdari Soruşturma ve Meclis İncelemesi
İçişleri Bakanlığı, 3 Ocak 2012’de idari soruşturma başlattı. Bu kapsamda iki mülkiye müfettişi ve bir jandarma müfettişi görevlendirdi. 28 Şubat 2012’de hazırlanan raporda, olayda ciddi bilgi eksiklikleri ve koordinasyon hataları tespit edildi. Ancak hiçbir kamu görevlisi hakkında disiplin işlemi başlatılmadı.
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, 27 Mart 2013 tarihinde “Uludere Alt Komisyonu” raporunu yayımladı. Komisyon, “olayın kasten gerçekleştirildiğine ilişkin delil elde edilemediği” sonucuna ulaştı. Muhalefet şerhi sunan üyeler, görüntülerin açıklığı ve olayın ağırlığı karşısında bu sonuca itiraz etti ve etkili soruşturma yapılmadığını belirtti.
İlk Anayasa Mahkemesi Süreci
Askeri mahkemenin kararının ardından, mağdur yakınları 18 Temmuz 2014 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Başvurucular, olayda yaşam hakkının ihlal edildiğini; güvenlik güçleri tarafından "mutlak gerekli" güç kullanılmadığını, yaralıların kurtarılması için yeterli çaba gösterilmediğini ve bu nedenle devletin yaşam hakkını koruma yönündeki pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediğini; üst makamlar tarafından etkili bir soruşturma başlatılmadığını, gerekli delillerin toplanmadığını ve soruşturmanın makul sürede tamamlanmadığını, etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiğini belirttiler. Başvurucular, yakınlarının ölümüne tanıklık etmek zorunda kaldıklarını ve yetkililerin olay yerine gelmemesi nedeniyle yakınlarını kendilerinin taşımak zorunda kaldıklarını, olay sonrasında dönemin Cumhurbaşkanı ve diğer siyasi yetkililer tarafından yapılan açıklamaların da dikkate alınarak, tüm bu koşulların kendilerine yönelik olarak insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir muameleye dönüştüğünü belirttiler.
Anayasa Mahkemesi 23 Mart 2016 tarihinde Mehmet Encu ve Diğerleri kararıyla, başvuruyu esasa girmeden, bazı belgelerin öngörülen süre içerisinde sunulmaması gerekçesiyle oy çokluğuyla başvuruyu kabul edilemez buldu ve esas inceleme yapmadı. Muhalefet şerhi düşen üye Osman Alifeyyaz Paksüt, şekil eksikliklerine dayanarak alınan ret kararının, ciddi insan hakları ihlalleri içeren bir olayın yargı denetimi dışında kalmasına yol açtığını belirtti.
Bu kararla birlikte iç hukuk yolları tükenmiş oldu ve olay yargı mercileri önünde kapatıldı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Süreci
Olayda yaşamını yitiren kişilerin yakınları, 22 Ağustos 2016 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesi (yaşam hakkı) kapsamında incelendi.Mahkeme, 17 Mayıs 2018 tarihli Encu ve Diğerleri/Türkiye kararında başvuruyu “iç hukuk yolları tüketilmediği” gerekçesiyle kabul edilemez buldu. Gerekçede, Anayasa Mahkemesi’nin şekli eksiklik nedeniyle verdiği ret kararına atıf yaptı ve başvuru yollarının usulüne uygun kullanılmadığı kanaatine vardı.
AİHM Kararının Ardından Yaşanan Gelişmeler ve İkinci Anayasa Mahkemesi Süreci
15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe girişimi sonrasında 20 Temmuz 2016 tarihinde olağanüstü hâl ilan edildi. Olağanüstü hâl süresince Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararlarıyla 4.296 hâkim ve savcıyı ihraç etti.
Dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, 26 Temmuz 2016 tarihinde katıldığı bir televizyon programında Uludere’de (Roboski) köylülerin bombalanmasından Darbe girişiminde bulunan FETÖ/PDY terör örgütü olarak adlandırılan“bu yapının” sorumlu olduğunu ifade etti ve olayın yeniden inceleneceğini düşündüğünü belirtti.
Ocak 2014’te kovuşturmaya yer olmadığına karar veren savcı Ali Müjdat Eski, FETÖ’nün Ordu Yapılanması soruşturması kapsamında gözaltına alındı. Roboski dosyasında takipsizlik kararını onaylayan askeri mahkemenin iki hâkimi de FETÖ üyesi olmakla suçlandı. Bu hâkimlerden Yüzbaşı İlhan İpek hakkında FETÖ üyeliği suçlaması yöneltildi ve kendisi firari duruma geçti. Kararı onaylayan diğer hâkim Doğan Kartal görevden ihraç edildi. Askeri mahkemede çoğunluğa karşı oy kullanan ve katliamın yargılanması için yeterli delil bulunduğu sonucuna varan tek üye, mahkeme başkanı Oğuz Pürtaş görevine devam etti.
Bu gelişmelere dayanarak mağdur yakınları, 11 Haziran 2016 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na başvurarak soruşturmanın yeniden başlatılmasını talep etti. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 9 Ekim 2019 tarihinde dosyanın inceleme yetkisinin Uludere Cumhuriyet Başsavcılığı’na ait olduğu gerekçesiyle başvuruyu Uludere Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Uludere Cumhuriyet Savcılığı, 25 Kasım 2020 tarihinde dosyayı Şırnak Cumhuriyet Savcılığı’na gönderdi. Şırnak Cumhuriyet Savcılığı, 28 Ocak 2021 tarihinde yazarların ileri sürdüğü iddiaları tartışmaksızın yeni bir takipsizlik kararı verdi.
Olayda yaşamını yitiren kişilerin yakınları bu karara, Şırnak Sulh Ceza Hâkimliği nezdinde itiraz etti. Hâkimlik, 15 Mart 2021 tarihinde itirazı reddetti ve karar kesinleşti. Bu karar üzerine mağdur yakınları 9 Nisan 2021 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne ikinci bireysel başvurularını yaptı.
İkinci kez AYM’ye yapılan başvuru sonrasında üç yıl boyunca herhangi bir karar çıkmaması üzerine hayatını kaybeden kişilerin yakınları 18 Kasım 2021'de “yaşam hakkının ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği’’ gerekçesiyle BM İnsan Hakları Komitesine başvuruda bulundu.
İkinci kez yapılan başvuruda 12 Haziran 2025 tarihinde AYM, Abdulaziz Encu ve Diğerleri kararıyla başvurunun mükerrer başvuru olduğu gerekçesiyle başvurunun reddine karar verdi.