Ankara Jitem Davası İzleme Raporu – 20 Eylül 2019

Ankara JİTEM Davası, 11 Kasım 2016

11 Kasım 2016, Vardal Caniş

Esra KILIÇ – 20 Eylül 2019

Mahkeme: Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi
Esas No: 
2014/163

Ankara ve çevresinde 1993-1996 yılları arasında 19 kişinin zorla kaybedilmesi veya yasadışı keyfi infaz edilmesine ilişkin 2011 yılında soruşturması başlatılan ve 19 kişinin yargılandığı Ankara JİTEM Davası’nın 22. duruşması 20 Eylül 2019 Cuma günü Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde gerçekleşti.

Duruşma Öncesi

Duruşma saatinden bir saat önce duruşma salonunun önünde sivil polisler beklemekteydi. Duruşma listesi henüz asılmamıştı, mahkeme mübaşirine sorduğumuzda duruşmanın saatinde başlayacağını ve mahkemenin 28 kişilik küçük salonunda görüleceğini belirtti.

İlerleyen dakikalarda sanık müdafileri ve katılan vekilleri gelmeye başladı.

Katılan vekili Av. Nuray Özdoğan geldiğinde mübaşirden; duruşma salonunun yetmeyeceğini, duruşmayı izlemeye gelenlerin kalabalık olacağını; katılan vekillerinin de avukat sıralarına sığmayacağını, bu nedenle büyük salona alınması taleplerini başkana iletmesini rica etti. Beş dakika kadar sonra mübaşir, başkanın onayıyla, duruşma salonunun Ankara Adliyesinin eski büyük salonlarından 26. Ağır Ceza Mahkemesinin salonuna alındığını duyurdu.

Duruşma salonu önünde bekleyenler E blokta yer alan yaklaşık 100 kişilik büyüklükte olan salonun önüne gittiler.

Duruşma öncesi maktul Altındağ Nüfus Müdürü Mecit Baskın’ın oğlu Eren Baskın’ın da gelmiş olduğu görüldü. Gazeteciler ve izleyiciler ile sohbet etmekteydi. Dava başladığında 2011 yılında iktisat fakültesinde öğrenci olduğunu, Av. Sertaç Kamil Ekinci’ye bu davanın kaç yıl süreceğini sorduğunu ve çok uzun süreceğini öğrenmesi üzerine yeniden üniversite sınavına girerek hukuk fakültesini kazandığını söyledi. Baskın babasının katillerinin yargılandığı bu davada avukatlık yapmak istediğini, şayet dava bu celse bitmez ise bir sonraki celseye kadar avukatlık ruhsatını alacağını ve sonraki celse avukat olarak davaya katılacağından bahsetti.

Tüm izleyici ve katılan avukatlarının görüşü davanın bu celse biteceği, bunun karar celsesi olacağı yönünde idi.

Maktul Mecit Baskın’ın oğlu Eren Baskın, Maktul Medet Serhat’ın oğlu Rumet Serhat, maktul Savaş Buldan’ın yeğenleri, HDP Ağrı Milletvekili Abdullah Koç, Cumartesi Anneleri/İnsanlarından Maside Ocak, İHD MYK Üyesi Nuray Çevirmen ve yöneticisi Av. Nilay Nayman, Hak İnisiyatifi Derneği’nden Av. Bahri Oğuz ve Fatma Bostan Ünsal, İnsan Hakları Gündemi Derneği’nden Av. Ruken Aslan, Hafıza Merkezi’nden hukuk çalışmaları programı ve faili belli programından izleyiciler; Diyarbakır eski baro başkanları Av. Mehmet Emin Aktar ile Av. Ahmet Özmen ve Lice davası avukatlarından Av. Yunus Muratakan; Çağdaş Hukukçular Derneği’nden Av. Betül Vangölü Kozağaçlı ve Özgürlük için Hukukçular Derneği’nden temsilciler; Mezopotamya Ajansı’ndan Berivan Altan, T24 haber sitesinden bir muhabir ve Anadolu Ajansı’nın adliye muhabiri de duruşmayı beklemekteydi.

Saat tam 10:00’a geldiğinde mübaşir tarafları duruşma salonuna çağırdı.

Duruşma salonunda SEGBİS sistemi hazırlanmıştı, duruşma sesli ve görüntülü olarak kaydedilecekti.

Heyetin ve Cumhuriyet Savcısının gelmesi ile duruşmaya başlandı.

Duruşmaya Dair

Duruşma salonunda yaklaşık 40 kişi izleyici, 12 katılan vekili, 4 sanık avukatı hazırdı. 2 resmi giyimli polis de izleyicilerden sonra duruşma salonuna yüksek tonlu telsiz sesleri ile girdiler.  Maktuller Medet Serhat ve Mecit Baskın’ın oğulları Rumet Serhat ve Eren Baskın duruşma salonunun katılanlara ayrılan bölümünde değil izleyici sıralarında oturmayı tercih ettiler.

Mahkeme heyeti; Başkan Mehmet Tuğrul Türksoy, üyeler Esma Okur Dumlu ve Haitce İnal’dan oluşmaktaydı. Cumhuriyet Savcısı Ahmet Rauf Burgucuoğlu ile birlikte gelen heyetin başkanı tarafları yazdırarak SEGBİS sistemiyle kaydı başlattı.

Katılan vekillleri; Av. Yusuf Alataş, Av. Levent Kanat, Av. Nuray Özdoğan, Av. Sertaç Kamil Ekinci, Av. Ali Ruşen Nergiz, Av. Mehmet Emin Aktar, Av. Ahmet Özmen, Av. Bülent Koca, Av. Tevfik Karahan, Av. Bahri Oğuz, Av. Betül Vangölü Kozağaçlı, Av. Yunus Muratakan,

Sanık müdafileri; Sanık Alper Tekdemir müdafisi Av. Ozan Evren Yalçın, Sanık Ayhan Akça müdafisi Av. Onur Erkman, Sanık Abbas Semih Sueri vekili Av. Berrin Tunç Köroğlu, Sanık Mehmet Kemal Ağar müdafi Av. Abdülkadir Toluç, sanık Mehmet Korkut Eken müdafisi Av. Gökhan Kılıç, sanık Lokman Külük ve Ahmet Demirel müdafisi Av. Tuncay Tarkın hazırdı .

Sanık İbrahim Şahin müdafisi Av. Basri Aydın’ın, Sanık Yusuf Yüksel müdafisi Av. Erkin Çınar’ın mazeret dilekçesi vermiş olduğu, Sanık Mehmet Korkut Eken müdafisi Av. Gökhan Kılıç’ın 19/09/2019 tarihli esas hakkında savunma dilekçesi sunmuş olduğu,10/05/2019 tarihli celsede Av. Sertaç Kamil Ekinci’nin tanık Doğan Özkan’ın dinlenmesini talep ettiği, tanığın önceden dinlenmiş olduğu, ifadesinin dosya içinde bulunduğu belirtilerek kayıt altına alındı ve katılan vekillerinin beyanlarına geçildi.

Katılan Vekillerinin Beyanları

Raife Baskın Vekili Av. Yusuf Alataş:Genel bir girişle başlamak istiyorum. Anayasa 36. maddesi, AİHS 6. maddesi tarafından güvence altına alınan adil yargılanma hakkı vardır.  Savcılar için Budapeşte ilkeleri, Havana İlkeleri gibi savcılık ve karar organları için uluslararası ilkeler HSK tarafından da kabul edilmiştir. Bu genel girişten sonra dosyamızla ilgili olarak 19 Şubat 2014 tarihli dilekçemizde özetlediğimiz gibi; bu dosyada yargılanan ve yargılayan devlettir. Eğer bir devletin kendini yargılama iradesi yoksa gerçekle yüzleşilemez. Bu dava sıradan bir cinayet davası değil. Sanıklar Emniyet Müdürü, İçişleri Bakanı. Yargının iki işlevi var: Bir suçluların yargılanması ve cezalandırılması; iki siyasi amaçla araç olarak kullanılması. Yani kamu görevlilerin aklanmamasıdır. Bu davada tarafsızlığı zedeleyen karar ve uygulamalar oldu. Örneğin Mehmet Ağar ve Korkut Eken için hiç tutuklama kararı verilmedi. Cinayetleri planlayan ve uygulatan Mehmet Ağar ve Korkut Eken’e “bu dava size zarar vermeyecek” mesajı verildi. Mehmet Ağar’ın bizlerin yokluğunda ara celsede sorgusu yapıldı. Dört satırlık “görmedim, yapmadım, bilmiyorum” şeklinde ifadesi alındı. Savcı ya da hâkim bir tane soru sormamış. Hatta duruşmadan vareste tutulması talebinde bulunuldu. 16.05.2014 tarihli duruşmada vareste kararı geri alınmış olmasına rağmen duruşmaya hiç gelmediler. Sanık Ayhan Çarkın’ın itirafları, bu davayı açtı. Beyanları ayrıntılı ve birbiriyle uyumlu olmasına rağmen adli tıp kurumuna sevki ile akli melekeleri yerinde mi diye görüş alındı. Ayhan Çarkın’ın itiraf ve iddialarının çeliştiği, soyut olduğu kabul edilerek iftira ve suç uydurma suçuna dönüşeceğine dair mütalaa verilmiştir. Bu Ayhan Çarkın’ı tahliye edip susturmak için yapıldı. Mağdurlar aptal yerine konuldu. İddia makamı, savunma makamına dönüştü. Esas amaç, diğer sanıkların ceza almamasıydı. Savcının mütalaasına tamamen uygun kararlar verildi. Türkiye yargılamasının kronik sorunlarından savcı ve hâkim birlikteliği ile kararlar verildi. Mehmet Ağar’ın siyasetçi kimliği ve sağlık sorunları yurtdışına çıkış yasağını kaldırmak için gerekçe yapıldı. Mehmet Ağar’ın sağlık sorunlarının ne olduğu, yurtdışında ne tedavisi gördüğü hiçbir zaman açıklanmadı. Canı istediğinde korumalar eşliğinde kahraman gibi geldi. Bu davada yüz yüzelik ve çapraz sorgu ilkeleri bir kenara bırakıldı. ‘Katılan vekillerinin hangi soruyu soracaklarını mahkemeye bildirmesi ve heyetin soruları uygun bulması halinde sanıkları çağırmaya karar vermesi’ şeklinde karar oluşturuldu. Bunlar devlet politikasının sonucudur. Kutlu Savaş, cinayetlerin habersiz yapılmasının mümkün olmadığını, herkesin bilgisi olduğunu, herkesin tasvip ettiğini en azından uygun görüldüğünü beyan etti. 17-25 Aralık süreci ile başlayan net bir kavganın sonucunda bu dava açılmıştır. Gerçeklerin ortaya çıkarılması amacı yoktur. 19 cinayetin faillerinin cezalandırılmasını ve gerçeğe ulaşılmasını sağlayacak deliller gizlenmiştir. Adalet Bakanlığı mahkemenizden her aşamada yazılı bilgi istemiştir. Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar için Bakanlıktan istenen bilgi talebine “bilgi-belge yoktur” diye cevap verilmiştir. Dönemin Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş’ın raporunun aslı veya onaylı örneği ya da ekleri gönderilmedi. Tansu Çiller, Özer Uçuran Çiller ve Mesut Yılmaz’ın tanık olarak dinlenmesinden geçici heyet kararıyla vazgeçildi. Gizli tanıklar Emek, Ayışığı, Poyraz bulunamadı. Tüm bunlar mahkeme dışında el birliği ile yapıldı. Fakat bilir misiniz, gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır. Mecit Baskın makam odasından polisler tarafından alınarak katledildi. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Tansu Çiller’in ortak kararının gereği olarak sanıkların talimatı ve uygulatmaları sonucu Ziya Bandırmalıoğlu ve Ayhan Akça tarafından bizzat cinayet gerçekleştirildi. Ayhan Çarkın beyanlarında sanıkların Haymana yolunda cinayeti gerçekleştirdiğini açıklamıştır. (Yusuf Alataş yer gösterme tutanağından bir kesit okuyarak Ayhan Çarkın’ın ayrıntılı bir şekilde Mecit Baskın’ın öldürülme yeri ve saati hakkında beyanda bulundu.) Dava açılırken iddianame savcısı Ayhan Çarkın’ın ifadeleri ile tutanaklar ve tanık beyanlarını karşılaştırmıştı zaten. Nasıl tutarlı olduğunu tespit etmişti. Anlatımlar ile yer göstermeler örtüşmektedir. Sonuç olarak, Mecit Baskın, Korkut Eken ve Mehmet Ağar’ın talimatı ile İbrahim Şahin’in yönetiminde Ziya Bandırmalıoğlu ve Ayhan Akça tarafından infaz edilmiştir. Siyasi saiklerle Kürt iş adamları ve aydınlara karşı işlenen bu suçların TCK’ya göre insanlığa karşı suç olarak cezalandırmalarını talep ediyorum” dedi. Yazılı beyanlarını mahkemeye sundu.

Susurluk Raporu Ekleri Dosyada Yok

Tarık Ziya Ekinci vekili Av. Ruşen Ali Nergiz: “Meslektaşım ayrıntılı bir şekilde anlattı. Tekrara düşmeden tevsii tahkikat taleplerimizi beyan etmek istiyorum. Son celselerdir, mahkemenin hızlıca karar vererek dosyayı kapatmak istediğini anlamak zor değil. Delillerin toplatılması kararından rücu edildi. 19 cinayetin, 93’ten itibaren yerel savcılıklarda soruşturmaları mevcuttu. 2011’de bir dilekçe ile dava açıldı. Bu durum hukuken umut verici olmasına rağmen yargılama akamete uğradı. Ayhan Çarkın’ın itirafları itibarsızlaştırılmaya çalışıldı. Hâlbuki ayrıntılı ve somut ifadelerdi. Sanıkların birkaç tanesi tutuklandı. Otuz gün sonra tahliye edildi. Böyle bir yargı teamülü yoktur. Sanıkların neredeyse tamamı ile ilgili 6. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Susurluk kararı var. Cürüm işlemek için teşekkül oluşturma suçu kesinleşmiştir. Ayhan Çarkın’ın akli melekelerinin yerinde olup olmadığı hakkında görüş aldınız. Çünkü bir insanın bu itiraflarda bulunması için deli olması lazım dediniz. Her cinayet itirafı kişinin deli olduğunu mu gösterir? Adli tıp raporu ile akıl sağlığının yerinde olduğu tespit edildi. Biz otuz celsedir, sanıkları göremedik. Çapraz sorgu yapamadık. Otuz celsedir talimat yazıları, talepler sonuçsuz kaldı. Denetimli serbestlik hükmünü Mehmet Ağar için özel olarak AYM iptal etti. Bunlar sıradan cinayetler olarak değerlendirilemez. Failleri, maktülleri, dönemi, tanıkları itibariyle siyasal bağlantısı açıktır. Fikri Sağlar ve Kutlu Savaş mahkemede “Mesut Yılmaz bilgi sahibidir” dediler. Mesut Yılmaz, Susurluk raporunu bizzat kendisi hazırlatmıştır. Bunlar birincil sorumlu ve bilgi sahibidir. O tarihte siyasetçilerin dinlenmesi talebimize sanık avukatları tarafından “Başbakan çekilen tetiği mi bilecek?” denildi. Hâlbuki Tansu Çiller “Elimizde örgüte yardım eden iş adamlarının listesi var, gereğini yapacağız” demiştir. Asla basılı olarak ulaşılamayan bir liste var. Bu cinayetler neden ayrıntılandırılamadı? Hem Tansu Çiller’e hem Özer Uçuran Çiller’e sorulmalıydı. Mesela Özer Uçuran Çiller hiçbir yetkisi olmayan yalnızca dönemin Başbakanının eşi, nasıl bu olaylar içinde adı geçiyor? Bu siyasetçilerin taleplerimiz üzerine dinlenmesine karar verildi. Geçici bir heyet karardan rücu etti. 200 klasörlük dosyayı incelemeden, hiçbir bilgisi olmadan yıllardır uğraştığımız ara karardan rücu etti.

Tevsi tahkikat taleplerimiz:

  1. Tansu Çiller, Özer Uçuran Çiller ve Mesut Yılmaz’ın dinlenmesi,
  2. Kutlu Savaş’ın hazırladığı Teftiş Kurulu Raporunun ve eklerinin getirilmesi,”

Bu anda Heyet Başkanı, avukatın sözünü keserek “Rapor dosyada var” dedi. Avukat cevaben “önemli olan ekleridir ve ekler gönderilmedi.” dedi. Başkan “Raporda şu şunu öldürdü demiyor zaten.” dedi ve tartışmayı kapattı.

Avukat devamla “Tevsi tahkikat taleplerimiz kabul edilmese dahi sanıkların cezalandırılmasına yetecek kadar delil var. Cinayetleri aynı failler ve aynı silahlarla işlendiğine dair somut deliller var. Ayhan Çarkın’ın Yusuf Ekinci cinayetine ilişkin çok açık beyanları var. Kâtibi ve son gören kişi Güngör Sefa Erciyes’in “Saat 17.30 civarında Reşat Nuri sokağa doğru gitti” beyanı Ayhan Çarkın tarafından birebir teyit edilmiştir. Ayhan Akça’nın Ayhan Çarkın’a “Bacanak sen de milli ol. Seni de görelim.” ifadeleri ile cinayeti işletmeye çalıştığı beyanları var.

Heyet çok zor durumda farkındayım. Fakat şahsi olarak merak ediyorum. Ayhan Çarkın’ın bu somut beyanlarından sonra nasıl beraat kararı verilecek. Ya da onu cezalandırırsa diğer sanıkları nasıl ayrı tutacak. Örneğin Uzi marka silah kullanıldı diyor. Susurluk Raporunda Uzi marka silahın özel harekât polisleri tarafından kullanıldığı yazıyor. Gizli tanıklardan Emek’e zaten bir şey bilmiyor diye ulaşıldı. Diğer ikisine ulaşılamadı. Kimliklerine de ulaşılamadı. Fakat soruşturma aşamasında ifadeleri var. Bunların mahkeme tarafından dikkate alınması gerekir. Tanıklar Mehmet Eymür, Kutlu Savaş ve Fikri Sağlar’ın beyanları var. Ayrıca ne yapılırsa yapılsın Ayhan Çarkın’ın ifadeleri itibarsızlaştırılamaz. Nuray Oğuz’un ölen oğlunun çete tarafından nasıl kullanıldığına dair beyanları var. Susurluk Raporunda sanıkların emniyette kasede alındıkları, ‘biz şunu şunu öldürdük’ gibi ifadeleri olduğu biliniyor. Fakat bulunamıyor kasetler. Susurluk Raporuna ilişkin AİHM kararı var. Silahların nevi ve irtibatları açıktır. Sonuçta tevsi tahkikat talepleri kabul edilmese dahi kriminal olarak bile dosyaya bakıldığında sanıkları cezalandıracak deliller dosyada mevcuttur. Arkasındaki güçlerin açığa çıkması mahkeme eliyle engellenmişse dahi sanıkların iddianame sevk maddelerince cezalandırılmasını talep ediyoruz. Ayrıca siyasi ve ırki saikle planlı bir şekilde faillerin kişiliğinden de amacı anlaşılacağı gibi bu cinayetler TCK 77. madde nazari ile insanlığa karşı suçtur ve bu bağlamda karar verilsin” dedi.

Av. Nuray Özdoğan: “Tevsi tahkikat taleplerine ek olarak 04.05.2018 tarihli duruşma tutanağında Başbakanlık Teftiş Raporları ve eklerin devlet sırrı niteliğinde olduğu ve devlet sırrı niteliğindeki bilgilerle ilgili Başbakanlığın yazışma yapmayacağı cevabını kabul ettiniz. Fakat en azından devlet sırrı olduğuna dair kararı sordunuz. Ne yazık ki sonra bu müzekkere cevabı takip edilmedi. Bunun yeniden sorulması gerekir.

Devlet içinde bir çetenin işlediği bu cinayetler ağır insan hakları ihlali niteliğindedir. Etkin ve adil bir yargılama yapılmalıdır. Cinayetlerin işlendiği siyasi ortamın ve sebeplerinin aydınlatılması gerekir. BM Genel Kurul ve AİHM kararları gereği hakikati bilme hakkı kapsamında mağdurları aydınlatma yükümlülüğünüz var” dedi.

Av. Mehmet Emin Aktar: “Sanık yargılamanın temel süjelerinden biridir. Sanıksız bir yargılama yapılıyor burada. Sayın heyet, maktullerin ölüm tarihi ile mağdurların doğum tarihini bir karşılaştırın. Hepsi çocuktu yakınları katledildiğinde. O çocuklar bugün büyüdü. Bu soruşturmada katledilenlerin neden katledildiğini soruyorlar. Kutlu Savaş, Mehmet Eymür ve Fikri Sağlar’ın beyanları çok önemli. Kutlu Savaş diyor ki “Behçet Cantürk ve Vedat Aydın devlet düşmanıydı. Ölümü hak etmişti. Ama bunu kuralına göre yapmak lazım”

Mehmet Eymür’e hukuk devletinde nasıl olur bunlar diye soruldu, “Almanya’da da yapılmıştı benzer şeyler. Devletler yapar” dedi. Mehmet Eymür’e soruldu “Anladık Kürtleri öldürdünüz ama Tarık Ümit’i neden öldürdünüz?” Eymür “Pis işleri temiz insanlara yaptıramazsınız” dedi.

Uzi silahlar sadece emniyette ve özel harekatta vardı. Bu silahlar kayıp. Mehmet Ağar’a SEGBİS’te sorulunca “Ben Emniyet Müdürüydüm, lojistikçi değilim” demiş. Maktullerin hepsi ortalık yerden alındı. Sokaktan, iş yerinden, lokalden, gazinodan. Tarık Ümit’e ölüm listesinden henüz hayatta olanların isimleri verilmiş. Bir infaz ekibi, götürdüğünü infaz etmiş. Tanımadıkları kişileri. Ve bir benzerlik; Temizöz davasında eski iki itirafçı “Komutan bize öldürdüklerinizin kimliklerini alın demişti” dedi. Ve gerçekten de maktullerin hiçbirinde kimlik yoktu. Ankara’daki bu cinayetlerde de maktullerin üzerinde kimlik yoktu. Biri avukat, biri nüfus müdürü, bir şoför ama hiçbirisinde kimlik yoktu. Mümkün mü ?! Ayhan Çarkın neden bu itiraflarda bulundu bilmiyoruz. Vicdanı sızlamış olabilir, menfaat çatışması olabilir. Ayhan Akça ona demiş ki “al bacanak siftah yap, milli ol” insanın tüyleri diken diken oluyor. Bu cinayetler neden işlendi. Hepsinde bir zan, kuşku… Devlet neden yargılamadı peki, neden öldürdü. Çünkü devlet hak talep eden Kürdü eşit yurttaş görmüyor. Medet Serhat’ın cesedinden 18 kurşun çıktı. Namık Erdoğan eczacıydı. Uyuşturucu türevi menfaatlere çomak soktu. Kürt olmasa belki öldürülmezdi. Ama listeye eklendi. Eğer mahkemeniz bu suçları normal görüyorsa kendimizi yormayalım. Fakat suçlar sübuta ermiştir. Cezalandırılmalarını ve ceza ile birlikte tutuklanmalarını talep ediyorum.” Diye bitirdi.

“Kararınız hazırlanmıştır diye düşünüyorum. Bunun için kurumsal yapıya değil, direkt vicdanlarınıza seslenmek istiyorum”

Av Sertaç Kamil Ekinci: “ Ben aslında bu duruşmada sessiz kalma kararı almıştım. Kararınız hazırlanmıştır diye düşünüyorum. Bunun için kurumsal yapıya değil, direkt vicdanlarınıza seslenmek istiyorum. Bizim yerimize kendinizi koyun. Benim babam öldürüldü. İlk defa bu sıfatla konuşuyorum mahkemede. Yıllardır acısını çekiyoruz. Çabalarımızın sonuçsuz kaldığını görüyoruz. Sanıkların devlet koruması altında olduğunu görüyoruz. Siz olsanız ne düşünürdünüz? Bir rasyonizasyon yapalım. Bu adamlar devletin şahsiyetine karşı tehlikeliydi. Başka devletler de yapar bunu, meşruiyeti vardır dersiniz, keşke burada bitse. Keşke Yusuf Ekinci’nin ölmesiyle bitse. Kürt Sorunu devam ediyor. Aynı hatalar yapılıp farklı sonuçlar bekleniyor. Yargısız infazlar bugün de devam ediyor. Bu uzun vadede toplumu devlete düşmanlaştırdı. Toplumsal çatışmaya yol açtı. Burada vereceğiniz karar kan dökülmesine yol açabilir. Benim size tavsiyem eğer cesaretiniz yoksa heyetten çekilmenizdir” dedi.

Başkan’ın “Heyeti ret mi ediyorsunuz? Talep olarak yazalım mı? Biz talep alırız, tavsiye almayız” sorusu üzerine Av. Sertaç Kamil Ekinci “Ben sadece insani olarak tavsiye de bulundum” cevabını verdi.

Av. Levent Kanat: “Bu davada sanıklar tasarlayarak öldürme, taammüden öldürme ve cürüm işlemek için teşebbüs oluşturma suçlarından yargılanıyor. Ben ilk duruşmada söylediklerimi tekrar söyleyeceğim. Çünkü onlar hala geçerli. Ankara’da 35 tane ağır ceza mahkemesi var. Benzer suçlardan tutuksuz yargılanan bir kişi dahi yok. Ama burada bu ağır suç isnatlarına rağmen çoğu tutuklu kalmadı. Üstelik vareste tutuldular. Burada bu insanların yakınlarının failleri var. Cezalandırılmasını sizden bekliyorlar. Faik Candan bizim meslektaşımızdı. Bu adliyede avukatlık yapıyordu. Siyasi partide yöneticilik yaptı. Fakat ilk soruşturma, Bala Cumhuriyet Savcısı tarafından kapatıldı. Ankara istihbaratının faillerin yakalanmaması için tanık beyanlarını kararttığını biliyoruz. Soruşturma derinleştirilmedi. Burada asıl etki eden siyasettir. Hâkim siyasal anlayış yargıya müdahale ediyor. Bakın bir dönem Doğu Perinçek’in “Aydınlık” dergisi haber yapıyor. Mehmet Ağar ve ardıllarının 96’da Kürtleri öldürdüklerini yazıyor. Bugün ise aynı haberi yapanlar hâkim siyasal anlayışla birlikte hareket ediyorlar. Yargının bu siyasi kaypaklıkların etkisine izin vermemesi gerekir. Biz biliyoruz ki büyük olasılıkla zaman aşımı ve beraat yönünde karar vereceksiniz. Fakat bunlar insanlığa karşı suçtur. Ve zaman aşımı işlemez.” dedi.

Av. Yunus Muratakan: “2011 yılından itibaren birçok dava açıldı. Hukuk dışına çıkılarak, hak iddiasında bulunan bir halkın ortadan kaldırılmasının yargılanmasıdır bunlar. Son kertede bir karar verilecek. Ve toplumsal barışın mahkeme eliyle gerçekleştirileceğine ilişkin algı ya da adalet arayışından sonuç elde edilemeyeceğine ilişkin algı kesinleşmiş olacak. Mağduriyet sonuçlarında mahkemeden değil, başka mekanizmalardan adalet beklenecek. Yollarda, ağaç altlarında, sokaklarda öldürülenlerin hesabını siz sorun ki, başkaları sormasın. İnsanların adaletten bir umudu olsun” dedi.

Av Ahmet Özmen: “Birçok dava açıldı, bu faili belli olan cinayetlere ilişkin. Fakat yargı eliyle katiller aklandı. Bu kez sizden beklentimiz öyle bir karar verin ki, biraz da olsa size saygımız kalsın” dedi.

Sanık Mehmet Ağar’ın avukatı araya girip söz almak istedi. Başkanın ‘lütfen cevap niteliğinde olmasın’ uyarısına rağmen avukat “Başkanım, 6 DGM kararı diyorlar ama karada sanıkların teşekkül kapsamında hiçbir eylem yapmadıklarına hükmediyor ve bu kara kesinleşmiştir” dedi.

Ahmet Özmen cevap verdi: “İçişleri Bakanının kendisinin tetiğe basacak hali yoktu ya!”

Av. Bülent Koca ve Av. Tevfik Karahan, ceza yargılamasının amacı hakikati ortaya çıkarmak olduğunu, suçun sübuta erdiğini, cezasızlığın bir ödül olacağını hatırlatarak sanıkların en ağır şekilde cezalandırılmalarını talep ettiler.

Katılan vekillerinin beyanlarının bitmesi ile Heyet Başkanı, Savcıya tevsi tahkikat talepleri hakkında mütalaasını sordu.

İzleyici sıralarından duyulmadı fakat savcının taleplerin reddini mütalaa ettiği ve davanın esasına dair mütalaasını sunmak için süre talep ettiği öğrenildi.

Bir sonraki duruşma için 28 Kasım günü belirlenmek üzere iken Av. Ahmet Özmen o günün eski Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin ölüm yıldönümü olduğunu, bu nedenle duruşmanın en azından bir hafta sonrasına ertelenmesini talep etti. Başkan kabul ederek başka bir güne duruşmayı erteledi.

Ara Kararlar

  • Tevsii tahkikat taleplerinin reddine,
  • Cumhuriyet Savcısına mütalaasını sunmak için süre verilmesine,
  • Duruşmanın 13 Aralık 2019 günü, saat 09:30’a bırakılmasına karar verildi.

13 Aralıkta görülecek celsede Cumhuriyet Savcısı davanın esasına dair mütalaa verecek. Yaygın görüş bir sonraki duruşmanın karar duruşması olacağı yönündeydi. Duruşma sonunda pek çok izleyici maktul Mecit Baskın’ın oğlu Eren Baskın’ın babasının katillerinin yargılandığı bu davada son celsede de olsa avukatlık yapabileceğine mutlu olduklarını ifade ettiler.

Yayınlanma tarihi

26/09/2019

Kategori Listesi