Anter, Zirve, TUSHAD ve Kozmik Oda / Sibel Hürtaş

SİBEL HÜRTAŞ

2009 yılının Aralık ayı… Gazetedeki mesaimiz tam bitmişti ki birden telefonlarımız çaldı ve kendimizi Genelkurmay kapısında bulduk. İçeride, Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcıları arama yapıyordu. Sokakları ayaz vurmuş, Ankara sessizliğe gömülmüştü. Dışarıya henüz tek bir bilgi kırıntısı uğramamıştı ama biz Ankaralı gazeteciler ne zamandır bir şeyler olacağının farkındaydık. Çok değil, henüz iki gün önce Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast hazırlığında olduğu iddia edilen iki kişi gözaltına alınmış; o soruşturma da birkaç gün içinde Genelkurmay’ın kapısına dayanmıştı. Üstelik “Kozmik oda”sına kadar…

Duyumlara göre, savcılar bu odayı gören ilk sivillerdi. Odadaki belgelerde Türkiye’nin derin devlet tarihi yatıyordu. Dahası faili meçhul siyasi cinayetlerin de izlerine burada rastlamak mümkündü. Hatta krokilere, fişlere ve derin devlet kadrolarının isimlerine de.

Aradan tam 4 yıl geçti. O dönem Türkiye’nin gündemine damga vuran meşhur aramalar belki unutuldu, hatta o savcılardan emekli olanlar bile oldu. Ancak ne tarih ne de izlerinin bu odada saklı tutulduğu iddia edilen cinayetler, kozmik odanın peşini bıraktı. Önce Zirve Yayınevi davası, ardından Musa Anter soruşturması, kozmik odanın dehlizlerinde gizlenmeye çalışılan bir ismi TUSHAD’ı sürekli gündemde tutmakta kararlı.

Peki neydi TUSHAD ve Türkiye için neden bu kadar önemliydi?

Türkiye, bu ismi ilk kez Zirve Yayınevi davasında ifade veren Deniz Uygar takma isimli bir gizli tanığın ağzından duydu. Kimliği çok geçmeden deşifre olan bu kişi hem bir uzman çavuş hem de eski bir papaz olan üstelik medyanın da yakından tanıdığı İlker Çınar’dan başkası değildi. İfadelerine göre Zirve katliamından kısa süre önce Malatya’daydı ve Malatya İl Jandarma Komutanı Mehmet Ülger ve arkadaşları ile Hıristiyanlarla ilgili bir dizi çalışma yapmıştı. Görevi dezenformasyondu, ancak gruptakiler “Yukarıdan gelen bir talimat üzerine Hıristiyanlara yönelik bir korkutma eylemi hazırlığında” idiler ve o hazırlıklar korkunç bir katliamla sonuçlanmıştı.

İlker Çınar, bu katliamın ve hatta diğer Hıristiyan cinayetleri ve birçok siyasi cinayetin de TUSHAD tarafından organize edildiğini iddia ediyordu. Çınar, bu yapıyı şöyle tanımlıyordu:

“Açılımı Türkiye Ulusal Stratejiler ve Hareket Dairesi Başkanlığı, TSK içindeki gizli bir yapılanma. 1995, 1999 ve 2004 yıllarında üç kez revize edildi. Başında Hurşit Tolon vardı. Ben misyonerlik departmanındaydım. Bu istihbarat Beyaz Kuvvetler olarak operasyonel amaçlı çalışan bir istihbarattı. Beyaz Kuvvetler Özel Harp Dairesi (ÖHD) bünyesindedir ve sivil faaliyet yürütür. Siyah Kuvvetler ise asker ve polislerden seçilen silahlı sivil kuvvetlerdir. Görevleri ortamı karıştırmaktır. JİTEM ise Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde operasyonel bir birimdir ve infaz yapar. Operasyonların yürütülmesi ve talimatın alınması bakımından TUSHAD’a bağlıdır. TUSHAD, JİTEM’i de koordine eder.”

Çınar’ın anlattıkları Türk siyasi hayatına yabancı değil. Doğruluğunu test etmek ise oldukça güç. Ancak İlker Çınar’ın yaşam hikayesi bize bu konuda bazı ipuçları verebilir.

Misyoner uzman çavuş

İlker Çınar, İstanbul’da askerliğini yaptıktan sonra Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda istihbaratçı olarak çalışmaya başladı. Kendi anlatımına göre, Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde TUSHAD’a bağlı bir misyonerlik departmanı oluşturulacağını öğrendi ve başvurdu. Kabul edildikten sonra Mersin’e gönderildi. Bundan sonrası ancak sofistike senaryosu olan filmlerde rastlanacak bir macera tadındaydı.

Çınar, Mersin’deki Hıristiyanların arasına girdi ve misyonerlik çalışmasına başladı. Bir yandan ayinlerde insanları Hristiyanlığa davet ederken diğer yandan ayinlere katılanları jandarmaya bildirdi. Pastörlüğe kadar yükseldi ve Mersin Tarsus Uluslararası Protestan Kilisesi’ni kurarak Başpapaz oldu. Bu sırada düzenli olarak askeriyeden de maaşını aldı.

Türkiye’de Hıristiyan karşıtı kampanyanın ateşlendiği 2005 yılında ise aldığı talimatla bu kez Müslüman oldu. Hafızası kuvvetli olanlar hatırlayacaktır. İlker Çınar 2005 yılında, yanında bir ilahiyat profesörü ile televizyonlara çıkıp, Hristiyanların hain emellerini gördükten sonra nasıl tekrar Müslüman olduğunu anlatıyordu. Türkiye’nin dört bir yanında panellere katılıp Hıristiyanları hedef tahtasına oturturken, her gün televizyonlara ve gazetelere konuk oluyordu. Hatta bu dönemde tek satır yazmadan bir kitabı bile olmuştu.

Uzman çavuş medyatik oluyor

İlker Çınar’a birden bire hemen hemen tüm ulusal kanallar ve gazetelerin kapısı nasıl da açılmıştı? Çınar, bu sorunun yanıtını şöyle veriyordu:

“Bana TUSHAD tarafından direktifler geliyordu. Gideceğim yerler TUSHAD tarafından liste halinde verilmişti. Bana isim veriliyordu veya konferans vereceğim, açıklama yapacağım kişiler beni arıyordu. Bütün bunlar TUSHAD tarafından koordine ediliyordu. Özellikle Diyanet ile de irtibata girdim. Müftülüklerde verdiğim konferanslarla irtibatı da TUSHAD sağlıyordu. Kitabımın yayımı için de TUSHAD’dan … Yayıncılıktan M.D. ile bağlantı kurmamı istemişlerdi.”

Belli ki bu olanlar, bizlerin izlememiz istenen bir senaryodan ibaretti. O senaryonun başkahramanı İlker Çınar da bu işleri karşılığında hem örtülü ödenekten ücretini hem de resmi olarak maaşını alıyordu. Mesela Çınar, maaşının yanı sıra sadece Malatya’daki çalışmalara katıldığı için kendisine ödenen ücretin 100 bin lirayı geçtiğini söylüyordu. Merak edenler için hemen söyleyelim, İlker Çınar bahsi geçen ücretleri kesildiği için önce Genelkurmay’a bir iş davası açtı, ardından bu ifadeleri verdi.

Peki ya bu senaryoyu yazanlar? İlker Çınar, senaryonun yazarına yani kendisine bu talimatları veren yapı olarak TUSHAD’ı işaret ediyor. İsmi TUSHAD mı değil mi bilmiyoruz ama ismi ne olursa olsun, bugün böyle bir derin yapının olduğu konusu tartışma götürmez.

Nitekim, Zirve Yayınevi katliamı ile ilgili önce cinayeti işleyen ve suçüstü yakalanan 5 genç hakkında dava açmayı yeterli gören Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı da İlker Çınar’ın ifadeleri üzerine ikinci bir iddianame hazırladı. Savcı İsmail Aksoy tarafından hazırlanan ve 2. İddianame ile TUSHAD ilk kez kayıt altına aldı. Bu iddianame ile İlker Çınar’ın TUSHAD’ın kurucusu olduğunu iddia ettiği Hurşit Tolon’a kadar çok sayıda isim de davanın sanıkları arasında yer aldı.

Mahkeme sürecinde ise bir adım daha atıldı. Davaya bakan Malatya Ağır Ceza Mahkemesi, Genelkurmay Başkanlığı’na TUSHAD’ı sordu. Yüzlerce kez JİTEM’i reddeden Genelkurmay, TUSHAD için de “yok” yanıtını verdi.

Mahkeme bunun üzerine TUSHAD ile Zirve katliamı arasındaki bağı incelemek için bu kez Ankara Özel Yetkili Başsavcılığı’na başvurdu ve Kozmik Oda’daki bağlantıları sordu. Başsavcılık şimdilik soruşturmanın selameti açısından bu başvuruyu yanıtsız bıraktı.

Anter Cinayeti

Bugün Malatya Mahkemesi Hurşit Tolon’u TUSHAD’ın yöneticisi olarak, Mehmet Ülger’i de bu yapının 3. Bölge yöneticisi olarak Zirve Katliamını azmettirdikleri gerekçesiyle yargılıyor.

Ankara’dan ses çıkmadı ama Zirve davasında ortaya çıkan bu iddialar başka davalara da umut oldu. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan Kürt yazar ve aydın Musa Anter cinayeti soruşturmasında da TUSHAD ismi anıldı. Savcılık, hazırladığı iddianamede TUSHAD ile ilgili iddialara yer verdi.

Soruşturma bu ay bitebilir

Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Kozmik Oda soruşturmasının ise bu ay sonunda tamamlanabileceği iddia ediliyor. Kozmik Oda soruşturmasından derin devletin katliamcılık ruhuna ilişkin çıkacak her belge, bu açıdan bakıldığında titizlikle incelenmeyi hak ediyor.

Not: İlker Çınar’ın ifadeleri, Zirve Cinayeti ile ilgili hazırlanan ikinci iddianameden derlenmiştir.

Yayınlanma tarihi

11/12/2013

Kategori Listesi

Etiket Listesi