Ergenekon’un ‘Sırra Kadem Basan’ Ölümleri / Belma Akçura

BELMA AKÇURA

Bir devletin siyasal, ekonomik ya da hukuk dışı “derin” ilişkilerini bir soruşturma, gözaltı ya da bir mahkeme kararı üzerinden yorumlamak son derece tehlikeli bir oyundur. Savcılık soruşturması için iddiaları ve delilleri değerlendirmeden ön yargı oluşturulması nasıl ki bir hak ihlali ise, bir mahkemenin gerekçeli kararını görmeden o davaya ilişkin yorumda bulunmak da bir o kadar yanlıştır.

Ancak Türkiye’nin yargı tarihini incelerseniz; Örneğin derin devlet ilişkilerinde kimin hangi iddialarla niçin suçlandığını, nasıl soruşturulduğunu ya da nasıl yargılandığını, siyasi nüfus ve ekonomik rant üzerinden işlenen cinayetlerin üzerinin nasıl örtüldüğünü görürsünüz. Ortaya atılan iddiaların bir bölümünün yeterince ve kuşku bırakmayacak şekilde delillendirilmesine rağmen nasıl sessiz kalındığını, ya da tam tersi; iddiaların önemli bir bölümünün delillendirilmemesine rağmen kararların hukuka aykırılığına, yargıya yapılan müdahalelere ve siyasi reflekse tanıklık edersiniz. İşte o zaman, en azından ortaya çıkan fotoğrafı yorumlamak mümkün hale gelebiliyor.

***

Önce 1990 – 1994 yılları arasında işlenen bazı cinayetlerin kayıtlara ya ‘intihar’ ya da ‘kaza’  olarak nasıl geçtiğini hatırlayalım. O tarihlerdeki ölümler resmi makamların açıklamaları üzerinden yazıldı. Araştırılmadı, sorgulanmadı ve çoğunun dosyası tozlu raflarda unutuldu, unutturuldu. Bunlardan biri Tunceli Jandarma Alay Komutanı Kazım Çillioğlu. Ölümü devletin resmi kayıtlarına “intihar” olarak geçti. Medyanın ‘bir araştıralım’ diyemeyeceği kadar tehlikeli yıllardı, intiharı kuşkulu bulsa da “intihar etti” diye yazacağı yıllar… Sonuç: 19 yıl sonra dövülerek öldürüldüğü anlaşıldı.

Konuyu biraz derinleştirelim: 17 Şubat 1993. Dönemin Genelkurmay Başkanı  Orgeneral Doğan Güreş’ti. Kazım Çillioğlu, şüpheli bir uçak kazasında ölen Eşref Bitlis’in ekibinde görevli bir albay. Diyarbakır’a giderken düşen Eşref Bitlis’in uçağına o gün Albay Kazım Çillioğlu’nun da bineceği bilgisi verilmiş olmalı ki, uçak kazasının hemen ardından şehitler arasında Albay Çillioğlu’nun da ismi açıklandı. Fakat Çillioğlu’nun Diyarbakır’a iki gün önce gittiği,  Bitlis Paşa’yla birlikte ölmekten şans eseri kurtulduğu anlaşıldı. 8. Kolordu Komutanlığı Askerî Savcısı, Çillioğlu hakkında Eşref Bitlis’in uçağının düşmesiyle ilgili soruşturma açtı. Soruşturması sürerken tayini Tunceli’ye çıktı.

Bir yıl sonra… 3 Şubat 1994’te Komutan Çillioğlu, lojmanında ölü bulundu. Ölüm sebebi raporlara intihar olarak geçti. Oysa intihar silahının ve mermi çekirdeğinin balistik incelemesi yapılmadı. Çevrede hiç kimse silah sesi duymadı. Öldüğü gün yanında el yazısıyla, ‘Bu Türklüğün var olma mücadelesidir. Bir an önce geniş kapsamlı düşünmeliyiz’ yazan bir not bulunduğu halde notu yazanın Çillioğlu olup olmadığı bile araştırılmadı. Tabi yazmaktan korkan sadece basın olmadı. Çillioğlu’nun ailesi, bazı silah arkadaşlarının sağ üst şakağında kurşunun girdiği yerde yanık ve barut izinin olmadığını söylediklerini, oysa başına silah dayayıp intihar eden birisinin yüzünde barut yanığının olması gerektiğini yıllar sonra basına açıkladı. Hatta birileri cenazesinde katillerinin “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım ile “Bozo” kod adlı Yusuf Geyik olduğunu fısıldasa da bu bilgiler – o sıralarda manşetlerde sürekli görülen “askerin sert açıklamaları” yüzünden olsa gerek – basına yansımadı. Çillioğlu öldükten 18 gün sonra Eşref Bitlis’in uçağının düşmesi ile ilgili soruşturmadan aklandı ve dosyaları kapatıldı.

19 yıl sonra… Malatya Özel Yetkili Başsavcılığı’nın açtığı soruşturma üzerine Çillioğlu’nun mezarı açıldı. Saç köklerinde arseniğe rastlanan Çillioğlu’nun, kürek kemiğinde kurşun yarası olduğu öngörülen delik ile kaburgalarında kırık olduğu tespit edildi. Yani intihar etmediği, öldürüldüğü anlaşıldı. Albay Çillioğlu’nun oğlu Tayfun Çillioğlu babasının ajandasında bir fotoğraf buldu. Eşref Bitlis’in yanı sıra aralarında generallerin de yer aldığı fotoğraftaki 10 kişiden 7’sinin bir şekilde öldüğünü söyleyen Çillioğlu bu fotoğrafta kimlerin yer aldığını zamanı gelince açıklayacağını söylüyor. Aileye yakın kaynakların ise söz konusu fotoğrafta yer alan, ancak bugün hayatta olmayan kişileri söyle sıraladığı iddia ediliyor:

  • 30 Ocak 1991’de Başbakan Danışmanı olduğu dönemde Ankara’da evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülen emekli Korgeneral Hulusi Sayın,
  • 23 Mayıs 1991 günü silahlı 4 kişi tarafından çapraz ateşe alınan Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz,
  • 17 Şubat 1993’te bir kaza değil, bir suikasta kurban gittiği öne sürülen Orgeneral Eşref Bitlis,
  • 22 Ekim 1993 Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı iken Lice’de uzun namlulu suikast silahı ile öldürülen Tuğgeneral Bahtiyar Aydın,
  • 4 Kasım 1993’te cesedi bulunan JİTEM’ci Binbaşı Cem Ersever,
  • 3 Şubat 1994’te Tunceli Jandarma Alay Komutanı iken intihar ettiği açıklanan Albay Kazım Çillioğlu,
  • 14 Ağustos 1995’te öldürülen Mardin Jandarma Alay Komutanı Rıdvan Özden

***

Bugün ilginçtir; 1990 – 1994 yılları arasında dönemi bilen, o döneme tanıklık eden hatta bu dönemdeki faili meçhul cinayetlerde de adı geçen, Ergenekon davasının sanıkları arasında olanlar da aramızdan tek tek ayrılırken kayıtlara ‘intihar’ olarak geçiyorlar. Sadece 2008- 2010 tarihleri arasında, iki yıl içerisinde biri emniyet, yedisi TSK mensubu sekiz kişi kuşkulu şekilde yaşamını yitirdi Bu sayı bugün için 12’ye ulaştı. Nasıl mı?

Albay Abdülkerim Kırca: Ergenekon iddianamelerinde adı geçen JİTEM davasında ‘sanık’ sıfatıyla yargılanırken evinde intihar ettiği açıklandı. Basın, Kırca’nın JİTEM ile ilgili açıklamalar yapmaya hazırlandığını öne sürerek intiharı kuşkulu hale getirse de Kırca’nın ölümü kayıtlara  “intihar” olarak geçti.

Milli Savunma Bakanlığı Teftiş Kurulları Başkanı Bergütay Varımlı 21 Kasım 2009’da evinin balkonundan düşerek öldü. Adı, Sarıkız ve Ayışığı darbe planlarını deşifre eden kişi olarak geçti. Ergenekon davasında yargılanan sanıklardan Emekli Tümgeneral Erdal Şenel hakkında yolsuzluk dosyası hazırlayan, darbe planlarını dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e ve başbakanlığa bildiren ve Özden Örnek’in darbe günlüklerinde de yer alan Varımlı’nın ölümü kayıtlara intihar olarak geçti.

Deniz Tabip Yarbay Nursal Gedik: Kuzey Deniz Saha Komutanlığı’nda 11 Kasım 2007’de görevi başında ölü bulundu. Basın, Gedik’in bazı askerlerin de adının karıştığı Ergenekon bağlantılı uyuşturucu ve kadın ticareti hakkında gizli bilgilere ulaştığı için öldürüldüğü iddialarına yer verse de bu iddianın arkasını araştırmadı. Gedik’in ölümü de “intihar’ olarak kaydedildi.

Yarbay Ali Tatar: Amirallere suikast soruşturması kapsamında tutuklandıktan sonra serbest bırakıldı. 19 Aralık 2009’da evinin banyosunda ölü bulundu. Ölümü kayıtlara  “intihar” olarak geçti. Basın sadece “silahta kendisine ait parmak izi bulunamadı” demekle yetindi.

Albay Halil Yıldız:  Balyoz davasında, Balyoz Güvenlik Harekat Planı isimli belgede görevlendirmede yetkili personel listesinde yer aldı. Balyoz davasında 16 yıl ceza aldıktan sonra Yargıtay’ın kararı ile tahliye oldu. Tahliyesinden kısa bir süre sonra Bodrum’daki evinde ölü bulundu. Kayıtlara “beyin kanaması” diye geçti.

Albay Birol Atakan: Özden Örnek’in döneminde Karargah’ta görevli, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Yener Karahanoğlu’nun emir subayı. Ölümü kayıtlara 2 Mayıs 2007’de Ankara’da ‘trafik kazasında öldü’ diye geçti.

Yüzbaşı Olgun Ural: 24 Mart 2009’da evinde ölü bulundu. Yanında bir de kendisine ait olduğu iddia edilen bir intihar notu bulundu: “Bulmacanın parçaları beni gösteriyor ama ben değilim.” Yine intihar eden Ali Tatar ile olan ilişkisine dikkat çekilse de bu dosya da intihar olarak kayıtlara geçti.

Hakim Albay Tanju Ünal: Basında adı Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil’i yargılayarak rütbelerini söktüren albay olarak tanındı. Hizbullah ve Ergenekon hakkında birçok bilgiye sahip olduğu iddia edildi. 26 Haziran 2009’da makam odasında ölü bulundu. O da kayıtlara “intihar” olarak geçti.

Kurmay Albay Berk Erden: Güney Deniz Saha Komutanlığı’nda görevliydi. Şubat 2010’da İzmir’deki lojmanında ölü bulundu. İzmir’de beylik tabancasıyla intihar eden Deniz Kurmay Albay Berk Erden’in, eşiyle ilgili olarak internete yüklenen görüntüler yüzünden canına kıydığı ileri sürüldü ve çok yönlü soruşturma başlatıldı.

MİT’çi Kaşif Kozinoğlu: Oda TV davasında tutuklandıktan sonra 12 Kasım 2011’de kaldığı koğuşunda hayatını kaybetti. Koğuş arkadaşı Hasan Ataman Yıldırım, Kozinoğlu’nun tutuklanmadan önce MİT’e avukatı aracılığıyla ‘Konuşayım mı konuşmayayım mı?’ diye yazı gönderdiğini, cevap gelmediğini, bir yazı daha gönderdiğini ve cevabı gelmeden öldüğünü basına açıkladı. Ayrıca ölmeden önce mahkemeye ifade vermek için de başvurmuştu. Ölümü kayıtlara “kalp krizi” olarak geçti.

Emniyet Özel Harekât Dairesi Başkanı Behçet Oktay: 25 Şubat 2009’da Ankara’da arabasında ölü bulundu. Ölümü en çok tartışılan kişi oldu. Zir Vadisi’nde Ergenekon cephaneliği bulunduktan hemen sonra ölümü şüphe yarattı. Oktay ailesi cinayete dair pek çok delil çıkmasına rağmen dosya intihar olarak kapatılınca dava açtı.  Olayın tek görgü tanığının 155 Polis İmdat’ı aradığı sürelerle, 155 ses kayıtlarındaki görüşme sürelerinin birbirini tutmadığı da anlaşıldı. Olay yeri inceleme kasetinde ise tanıklara, “Silah sesi duydun, tamam mı?” denilerek nasıl ifade vereceklerinin tembih edildiği, bir kişinin, “Doku parçasını sol tarafa mı koydunuz?” diyerek delilleri karartmaya çalıştığı öne sürüldü. Yine aynı kayıtlardan, Oktay’ın ölmeden önce son kez konuştuğu numarayla ölümünden 8 saat sonra 11 saniyelik bir konuşma yapıldığı açığa çıktı. Öldüğü gece Oktay’ın yanında bulunan ve olayın tek görgü tanığı olan Halil Kesici “suçu sabit olmadığı” gerekçesiyle beraat edince dosya kapatıldı. Ancak onca delil karşısında gazetecilerin bu dosyayı kapatmayacağı da ortada…

Deniz Yüzbaşı Doğan İlhan: Amirallere Suikast soruşturmasında adı geçtikten sonra 21 Eylül 2010’da evinde ölü bulundu. Yarbay Ali Tatar’ın yakın arkadaşıydı. Bu yüzden adı Tatar’ın intihar mektubunda geçiyordu. Ölümü kayıtlara intihar olarak geçti.

Emekli Albay Tarık Akça: Balyoz Darbe Davasından yargılandı. Kasım 2012’de Ankara’daki işyerinde ölü bulundu. Borçları yüzünden intihar ettiği iddia edildi.

Belki intihar belki de değil… Ama 19 yıl önce bir dosya intihar diye kapatılıyorsa, bugün intihar etti, trafik kazasında öldü, kalp krizi geçirdi gibi gerekçelerle kapatılan bu dosyaları sorgulamak gazeteciliğin gereği değilse nedir?

Yayınlanma tarihi

03/01/2014

Kategori Listesi

Etiket Listesi