Faili Belli Yargılamalar / Nuray Özdoğan

GAZETE DUVAR

Nuray Özdoğan

Nasıl ki herkes bu cinayetleri kimin nasıl işlediğini biliyorsa yine herkes, diğer faili meçhul dava dosyalarında olduğu gibi, sanıkların beraat edeceğini biliyordu! Tüm bu tabloda garip kaçan mağdur avukatlarının cezalandırma ve delillerin toplanmasındaki ısrarı idi.

İnek nerede dağa kaçtı dağ nerede yandı bitti kül oldu!

Türkiye’de devletin genel politikası haline gelen cezasızlık siyaseti, kayıp ve faili meçhul (belli) dava dosyalarındaki hukuki süreci de belirlemeye devam etmektedir.

Bu ay Ankara’da faili meçhul (belli) dava dosyalarının bir kısmının duruşmalarının görüldüğü bir ay oldu.

19 Eylül’ de Kızıltepe JİTEM davasının karar duruşması yapıldı.1992-1996 yılları arasında Mardin Kızıltepe’de 22 kişinin infaz ve zorla kaybettirme davasında, Diyarbakır İl Jandarma Komutanı, Jandarma Komando Bölük Komutanı dahil dokuz kişinin silahlı örgüt kurmak veya yönetmek, silahlı örgüte üye olmak ve tasarlayarak öldürmek suçlamalarından yargılandığı davada mahkeme; 1992 yılı ölümler açısından dava zaman aşımı gerekçesi ile düşme, JİTEM örgütünün kurucu ve yöneticisi olmak isnadı bakımından ‘iddia edilen örgütün varlığına ilişkin delillerin gizli tanıkların anlatımından ibaret olduğu, beyanların somut verilere dayanmadığı, sırf tanık anlatımıyla sözü edilen örgütün varlığının kabul edilemeyeceği’ gerekçesi ile beraat, öldürme eylemleri bakımından ise sanıkların bu suçları işlediğinin sabit olmadığı gerekçesi ile beraat kararı vermiştir. 2014 yılında dava açılırken, savcılık makamının ayrıntılı şekilde tarif ettiği JİTEM yasa dışı örgütü, 2019 yılında başka bir yargı makamı tarafından bir satırla yok sayılabiliyor.

20 Eylül günü ise Mehmet Ağar ve 18 kişinin yargılandığı Ankara JİTEM davasının duruşması yapıldı. Mağdur yakınları ve avukatları son savunmalarını sundular. Bir kısım mağdur yakını soruşturma ve dava süresince avukat olmuş, hem mağdur hem vekil sıfatı ile davayı takip etmeye başlamışlardı. Keşif ile doğrulanmış tanık beyanları, kullanılan silahların niteliği, soruşturma raporları ışığında sanıkların cezalandırılması talep edildi. Mahkeme başkanı, ısrarla talep edilen Kutlu Savaş raporu için “içeriğinde bu bunu öldürdü şeklinde bir şey yok ki niye ısrar ediyorsunuz” sözleri ile ihsası reyde bulunmaktan çekinmedi.

Nasıl ki herkes bu cinayetleri kimin nasıl işlediğini biliyorsa yine herkes, diğer faili meçhul dava dosyalarında olduğu gibi, sanıkların beraat edeceğini biliyordu! Tüm bu tabloda garip kaçan mağdur avukatlarının cezalandırma ve delillerin toplanmasındaki ısrarı idi.

İnek nerede dağa kaçtı dağ nerede yandı bitti kül oldu!

Bu suçlar etnik, politik saikle, belli bir kesime karşı sistematik şekilde işlenmiş suçlardı ve Türk Ceza Kanunu 77’nci maddesi bu suçları insanlığa karşı suç olarak tanımlamaktadır. Uluslararası hukukta ağır insan hakkı ihlali olarak değerlendirilen bu suçların ortaya çıkartılmasında, suçluların cezalandırılmasında yükümlülükleri bulunan devlet, suç işleyen mekanizmayı yargı eliyle korumaya devam etti.

Ankara’da yargılamaları yapılan faili meçhul dava dosyalarının tamamının ortak özellikleri, duruşmaların sanıksız yapılıyor olması, haklarında hiçbir tedbir uygulanmıyor oluşu, çoğunlukla SEGBİS sistemi ile ifadelerinin alınmış olması ve çapraz sorgu yönteminin uygulanmasına olanak tanınmaması, delil toplama taleplerinin sanıkların kimliği dikkate alınarak genel olarak reddediliyor olması, mağdur avukatlarının sanıkların tehdidi altında kalıyor olması, Ankara JİTEM dosyası hariç diğer dosyaların da, olay mahallinden uzakta, Ankara’da yargılamalarının yapılıyor olması ve sonuçta beraat ve zaman aşımı kararları ile sonuçlandırılıyor olmalarıdır.

Kaybettirme ve faili meçhul cinayete kurban etme kurbanla sınırlı kalmayan aile ve yakınları doğrudan etkileyen ve ayrıca cezasızlık sonucu yıllara yayılan etkisi ile devletin vazgeçmediği bir sindirme ve yok etme politikası.

İktidarın izni, onayı ile başlayan kovuşturma süreçleri sanıkların yargı eli ile aklandığı beraat ettiği dava dosyalarına dönüştürüldü. Aklananlar “deneyimli” personel olarak askeri ve siyasi görevlerde yer almaya devam etti. Yargılananların devlet içindeki nüfuzları ve iktidarları da devam etmekte olduğundan, sonucunu herkesin bildiği yargılamalarda inatla sunulan beyanlar, talepler, boş sanık sandalyelerine çarpıp duruşma salonu içinde dağıldı/dağılıyor.

Devlet içindeki suç örgütlerinin işlediği cinayet ve kaybettirme vakalarında, delillerin devletin kurumlarının, istihbarat birimlerinin elinde olduğu gerçeği bir yana, kaybettirmelerin yaşandığı yerlerde o dönem orada yaşamış akli baliğ kime sorsanız, kimin neden kim tarafından nasıl öldürüldüğünü adıyla sanıyla tarif edebilmekteyken yargı süreçleri delil karartma ve suçun üzerini örtme ve sonuçta bu kararlara imza atan yargı mensupları açısından suça iştirak süreçlerine dönüşmüş durumda.

Bir diğer süreç de “yüksek yargıda” Anayasa Mahkemesi’nde yaşandı.Mahkemelerin beraat veya zaman aşımı kararlarına karşı AYM kimi zaman, yargılama süreçlerinin etkili olmadığını anladığınız anda (o an hangi an belirsiz) başvuru yapmalıydınız diyerek süreden ret, bu kriteri dikkate alıp savcılık veya mahkemelerden karar çıkmadan başvuranlara ise soruşturma ve kovuşturma süreçleri bitmeden AYM’ye başvuramazsınız diyerek bu dosyalara dair başvurularda, her durumda kabul edilemezlik kararları verdi. Oysa bu dosyalar yıllarca savcılıkların mahzenlerinde faili meçhul masalarında daimi arama kararları ile bekletildi.

Türkiye’de yargı iktidarın açık şiddet aracına dönüşmüştür. Gerçek bir barış ve çözüm süreci olmadığı sürece bu davalar hafıza -bellek oluşturmak dışında, adaletin sağlandığı, hakikatin ortaya çıktığı yargılamalara dönüşmeyecektir.

 

Yayınlanma tarihi

25/09/2019

Kategori Listesi