“İnsanlık Suçu” Davaları Cezasızlıkla Bitti

23kasim

Karikatür: Gianfranco Uber / Cartoon Movement)

BİANET

Köy yakma, yargısız infaz, faili meçhul cinayet, gözaltında kaybetme suçlamalarıyla açılan altı “yüzleşme davası” da cezasızlıkla sonuçlandı.

Köy yakma, yargısız infaz, faili meçhul cinayet, gözaltında kaybetme…

90’lı yıllarda işlenen bu suçlarla ilgili davalar açıldığında, “Zamanaşımına Uğramayan Davalar” diye haberleştirmiş, “yüzleşme davalarını” takip edeceğimizi yazmıştık.

Takibimizin sonu, yine cezasızlığa çıktı.

Davalar zamanaşımına uğramadı ama altı davada tüm sanıklar birer birer beraat etti.

Mağdur aileler beraat kararlarına itiraz etti ancak şimdiye kadarki süreç, Yargıtay’ın kararı açısından umut verici değil.

Dünya Cezasızlıkla Mücadele Günü’nde cezasız kalan davaları derledik…

Derik davası

“İnsan haklarına saygılı şekilde görev yaptık”

Mardin’in Derik ilçesinde 1993-94 yılları arasında 13 kişi, faili meçhul cinayetle öldürüldü.

Öldürülenler: Seydoş Çeviren, Yusuf Çeviren, Abide Çeviren, Ahmet Çeviren, Ramazan Çeviren, Mehmet Nejat Arıs, Piro Ay, Vejdin Avcıl, Mehmet Erek, Ramazan Erek, Ahmet Erek, Mustafa Aydin, Mehmet Faysal Ötün.

Öldürdüğü köylülere “terörist” demişti

Dönemin Derik Jandarma Komutanı Tuğgeneral Musa Çitil hakkında, “birden fazla kişiyi aynı sebeple öldürmek” suçundan 2012 yılında dava açıldı.

Çitil hakkında 13 kez ağırlaştırılmış hapis cezası istendi. İddianamede, Çitil’in öldürülen köylüler ile ilgili “terörist” diye tutanak tuttuğu belirtildi.

Güvenlik gerekçesiyle Çorum’a nakil

Mardin Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava daha sonra Adalet Bakanlığı’nın talebi ve Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin onayı ile “güvenlik gerekçesiyle” Çorum’a taşındı.

Davanın ilk duruşması, 11 Ekim 2012’de Mardin’de görüldü. Çitil mahkeme karşısına ilk kez üçüncü duruşmada, 1 Temmuz 2013’te çıktı.

Savunmasında, “Yasaların bize verdiği yetki çerçevesinde, insan haklarına saygılı şekilde görev yaptık. Kanun ve konuların dışındaki hiçbir eylem ve fiili çalışmanın içerisinde olmadık” dedi.

Toplu mezarda cesetler bulundu

Derik Savcılığı’nın yürüttüğü faili meçhuller soruşturması kapsamında ilçede iki ayrı yerde toplu mezar kazısı yapıldı. 17 Şubat 2012’de Dargeçit Bağözü Köyü’ndeki kazıda bir kuyunun içinde yanmış insan kafası ve bazı kemikler bulundu.

Adli Tıp Kurumu’un raporuna göre, bulunan kemiklerinden biri gözaltında kaybedilen 19 yaşındaki Mehmet Emin Aslan’a aitti.

Hem beraat hem terfi

Çitil, 21 Mayıs 2014’teki karar duruşmasında beraat etti. Ailelerin avukatları davayı Yargıtay’a taşıdı.

Beraat eden Musa Çitil, bir de terfi ettirildi.

Ankara Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Musa Çitil, 2015 Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararıyla terfi ederek tümgeneral oldu.

Tümgeneralliğe terfi edilmesinin ardından da Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanlığına getirildi.

AİHM’de mahkumiyetler

Musa Çitil, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) mahkum olduğu Şükran Aydın davasında da 405 sorumludan biriydi.

1993 Haziranında gözaltına alınan Şükran Aydın’ın, götürüldüğü Derik İlçe Jandarma Karakolu’nda tecavüze uğradığı iddiasıyla açtığı davada sanık karakol komutanı Musa Çitil beraat etmiş ancak AİHM’de Türkiye aleyhine tazminat cezası verilmişti.

Çitil hakkında açılan başka bir işkence davasında da takipsizlik kararı verilmesi üzerine, Türkiye yine AİHM’de tazminat ödemeye mahkum edildi.

TIKLAYIN – MUSA ÇİTİL DİYARBAKIR JANDARMA BÖLGE KOMUTANI OLDU

Nezir Tekçi davası

“Terörist değilim, köylüyüm, çocuklarım var, diyordu”

Hakkari’nin Yüksekova ilçesine bağlı Aşağı Ölçek (Yekmal) köyünde çobanlık yapan Nezir Tekçi, Gelibolu Piyade Tugayı’na bağlı askerlerce 26 Nisan 1995’te gözaltına alındı.

Tekçi ile birlikte gözaltına alınanlar serbest bırakılırken, kendisinden bir daha haber alınamadı.

Kısa sürede takipsizlik

1997’de babası Halit Tekçi’nin başvurusu üzerine askeri savcılık soruşturma başlattı, kısa sürede “kovuşturmaya yer olmadığına” karar verdi. Nezir Tekçi’nin ailesi iç hukuk yollarının tükenmesi üzerine AİHM’e başvurdu.

Tanık ifadesiyle 16 yıl sonra dava

2010’da Yunus Şahin, askerlik yaptığı dönemde Tekçi’nin ölümüne tanık olduğunu söyledi, savcılığa ifade verdi.

İfadesinde, PKK’ye düzenlenen operasyonda Nezir Tekçi’nin gözaltına alındığını öne sürdü. Şahin’in iddiaları üzerine emri verdikleri iddia edilen emekli Albay Ali Osman Akın ile Yarbay Kemal Alkan hakkında Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2011’de dava açıldı.

Dava güvenlik nedeniyle Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne alındı.

Sanıklar, emekli Albay Ali Osman Akın ile Yarbay Kemal Alkan, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 82/1-b maddesi uyarınca “Canavarca bir his sevki ile veya işkence ve tazip ile kasten öldürmeden” yargılandı.

Toplu mezar kazısı

Mahkemeye yapılan başvurular üzerine olayın meydana geldiği yerde keşif kararı alındı ve Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı yazıldı.

22 Kasım’da yapılan keşif kazısında bulunan kemikler, mermi kovanları ve kıyafet parçaları Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Ancak insan kemikleri bulunamadı.

AİHM’de mahkumiyet

AİHM’e yapılan başvuru 10 Aralık’ta sonuçlandı. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “yaşam hakkını” düzenleyen 2. maddesini ihlalden ve olayla ilgili etkin soruşturma yapmamaktan suçlu bulundu.

TIKLAYIN – MAHKEME AİHM KARARINDAN HABERSİZ

“20-30 asker ateş etti, köylüyü öldürdüler”

Davada ifade veren tanıklardan N.Ü. Tekçi’nin öldürülmesini şöyle anlattı:

“30 – 35 yaşlarında bir köylü yakalanmıştı. Dört beş gün bu kişiyi gezdirip sığınak göstermesini istediler. Bu sırada yanlarındaydım. ‘Terörist değilim, köylüyüm, çocuklarım var’ diyordu. Ali Osman Akın ‘Yalan söylüyor, teröristtir’ dedi. Akın ve Alkan köylüyü dövdü. Karın üstüne attılar. Askerlere hitaben ‘Ateş edin’ dedi. 20 – 30 asker ateş etti. Köylüyü öldürdüler. Cesedini de gördüm, delik deşikti. Rütbeliler de ateş etti.”

“Şüpheden uzak” delil bulunamadı

Davada, savcılık esas hakkındaki mütalaasında “şüpheden uzak ve kanaat uyandırıcı delil elde edilmediği gerekçesiyle sanıkların beraatlarına karar verilmesini” talep etti.

11 Eylül 2015 tarihinde görülen karar duruşmasında mahkeme heyeti sanıklara isnat edilen suçun sabit görülmemesi nedeniyle emekli Albay Ali Osman Akın ve Yarbay Kemal Alkan’ın oybirliğiyle beraatlarına karar verdi.

Görümlü davası

“Sanıklar değil öldürülenler mahkum edildi”

Şırnak’ın Silopi ilçesine bağlı Görümlü (Bespin) beldesinde 14 Haziran 1993’te altı köylünün askerlerce gözaltına alındıktan sonra öldürülmesiyle ilgili, dönemin Şırnak 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanı emekli Tuğgeneral Mete Sayar’ın da aralarında bulunduğu subaylara 2013’te dava açıldı.

Güvenlik gerekçesiyle Ankara’ya nakil

İlk duruşma 5 Kasım 2014’te görüldü. Bu duruşmada, davanın Adalet Bakanlığı’nın kararıyla ve “can güvenliği” gerekçesiyle Ankara’ya taşınmasına karar verildi.

Köylülerin evleri de yakıldı

Halit Özdemir, Hamdo Şimşek, Hükmet Şimşek, İbrahim Akıl, Mehmet Salih Demirhan ve Şemdin Cülaz’ın gözaltında kaybedilmesiyle ilgili hazırlanan iddianamede, Görümlü beldesi yakınlarında köylere baskın yapılarak 13 kişinin gözaltına alındığı ve aralarında çocukların da bulunduğu altı kişinin öldürüldüğü belirtildi.

Köylülerin evleri de yakılmıştı.

Cenazeleri halen kayıp

Öldürülen köylüler de bilinmeyen bir yere gömüldü. Cenazeleri halen kayıp. Olayla ilgili soruşturma, “Köylüler PKK’ye katıldı” denilerek kapatılmıştı.

Davada emekli Tuğgeneral Mete Sayar, Görümlü 1. Mekanize Piyade Tabur Komutanı emekli Albay Hasan Basri Vural, 3. Bölük Tim Komutanı Üsteğmen İbrahim Kıraç, Yüzbaşı Murat Ali Yıldız, Kayseri Hava İndirme Tugayına bağlı Teğmen Serdar Tekin ile 2. Komando Tabur Komutanlığından Tansel Erok sanık olarak yargılanıyordu.

Sanıkların 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 450/5 maddesinde düzenlenen “birden fazla kimseyi öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası ile cezalandırılmaları isteniyordu.

Mahkeme: Ölüp ölmedikleri belli değil

Tüm sanıklar, 6 Temmuz 2015’teki duruşmada beraat etti.

Beraat gerekçeleri, “naaşların bulunmaması, kurbanların ölüp ölmediklerinin belli olmaması, delil yetersizliği…”

Mağdur avukatları, “Sanıklar değil öldürülenler mahkum edildi” yorumunu yaptı.

TIKLAYIN – GÖZALTINDA KAYIP DAVASINDA “DELİL YETERSİZLİĞİNDEN” BERAAT

Vartinis davası

“Gece önce araç sesleri duyuluyor. Ardından silah sesleri.”

2 Ekim 1993’te Muş’un Korkut ilçesine bağlı Vartinis köyünde yaşayan Mehmet Nasir Öğüt, Eşref Oran, Sevda Öğüt, Sevim Öğüt, Mehmet Şakir Öğüt, Mehmet Şirin Öğüt, Aycan Öğüt, Cihan Öğüt ve Cinal Öğüt askerlerce öldürüldü.

“Bu gece bu köyü yakacağım”

Olay, Vartinis’in kuzeyindeki dağlık alanda gündüz meydana gelen çatışmada bir astsubayın yaşamını yitirmesinden sonra gerçekleşti.

Hasköy İlçe Jandarma Komutanı, astsubayın cenazesini alıp Vartinis’in içinden geçerken aracı durdurup “Bu gece bu köyü yakacağım, başınıza yıkacağım” dedikten sonra birkaç el havaya ateş açıp ayrıldı. Sabaha karşı beldeye özel harekatçı, komando ve yüzlerce askerle operasyon yapıldı.

Zafer işareti bahanesiyle ev yaktı

Nasır Öğüt’ün evi beldenin merkezi bir yerinde belediye binasına çok yakın mesafedeydi. M. Sıddık Öğüt’e ait evin önünde bir kişinin zafer işareti yaptığı iddiasıyla ev ateşe verildi.

Görgü tanıklarının anlattıklarına göre o sırada evlerden sokaklara çıkanlar elleri yukarı kaldırılıp belediye binasının önünde toplatıldı. Yanan evin içinden çığlıklar gelmesi karşısında köy halkı kurtarmak için hareketlense de güvenlik güçleri izin vermedi.

Evin içindeki en küçüğü 2, en büyüğü 14 yaşında yedi çocuk, hamile bir kadın ve çocukların babası diri diri yandı.

Küçük çocuklar kaçmaya çalıştı

Görgü tanıkları, küçük çocukların pencere korkuluklarına tırmanmalarına rağmen evden dışarı çıkmalarına izin verilmediğine tanık olduklarını anlattılar.

Evden sağ kurtulan tek kişi olan Mehmet Nasır Öğüt’ün kızı Aysel Öğüt suç duyurusunda bulundu. Muş Cumhuriyet Başsavcılığı, evin PKK tarafından yakıldığını söyleyerek dosyayı kapattı. Aysel Öğüt’ün 2013’te yaptığı ikinci suç duyurusu üzerine dosya yeniden incelendi, dava açıldı.

Sanıklar olayı hatırlamadı

Dava “güvenlik gerekçesiyle” Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi’ne alındı, ilk duruşma 4 Aralık 2013’te görüldü. Sanıklar ilk ifadelerinde “olayı hatırlamadıklarını” ya da “yangını PKK’nin çıkardığını” söylediler.

Olay tarihinde Hasköy İlçe Jandarma Bölük Komutanı olarak görev yapan Jandarma Yüzbaşı Bülent Karaoğlu, Hasköy İlçe Jandarma Komando Bölük Komutanı Piyede Kıdemli Üstteğmen Hanefi Akyıldız, Muş Emniyet Müdürlüğü Özel Harekat Şube Müdürü Şerafettin Uz ve Jandarma Başçavuş rütbesiyle Gökyazı Jandarma Karakol Komutanlığı görevini yapan Turhan Nurdoğan sanık olarak yargılanıyordu.

Hiçbiri tutuklanmadı.

Olaydan tek sağ kurtulan Aysel Öğüt, harar duruşmasında bir gün önce, “23 yıldır bu günü bekliyorum” dedi.

TIKLAYIN – “VARTİNİS YAKILDIĞINDAN BERİ, 23 YILDIR BU GÜNÜ BEKLİYORDUM”

Sanık avukatlarından biri ise savunmasında “Buradan ceza çıkarsa bir daha operasyon yapamayız, operasyona çıkacak adam bulamayız” dedi.

Biri polis üçü asker dört sanık da 1 Mart 2016’da beraat etti.

Evin enkazı, 2012-2013 yıllarında Nusaybin Belediyesi’nin katkılarıyla müze yaptırıldı.

Cizre davası

“Ne yaptıysam devlet için, devletin emriyle yaptım”

Şırnak’ın Cizre ilçesinde ilki 1993 yılı başında ve sonuncusu 1995 yılının Mayıs ayında 20 kişi öldürüldü.

Silopi’de yaşayan Abdullah Efelti’nin zorla kaybedilmesi dışında bütün maktuller Cizre merkezinde ya da köylerinde yaşarken zorla kaybedildi ya da öldürüldü. En büyüğü 48, en küçüğü 12 yaşındaydı.

Öldürülenler: Ramazan Elçi, Ramazan Uykur, Abdullah Efelti, İbrahim Adak, Mehmet Gürri Özer, İbrahim Danış, Abdurrahman Afşar, Abdurrahman Akyol, İhsan Arslan, Beşir Bayar, Abdurrazak Binzet, İzzet Padır, Abdullah Özdemir, Mustafa Aydın, Süleyman Gasyak, Abdulaziz Gasyak, Ömer Candoruk, Yahya Akman, Abdulhamit Düdük, kimlikleir tespit edilemeyen bir kadın ve bir erkek.

Korucunun itirafıyla başladı

1993-1995 döneminde Cizre Belediye Başkanlığı görevini yürüten Kamil Atağ’ın kardeşi eski korucu Mehmet Nuri Binzet, 2009’da adli bir suçtan dolayı Midyat Cezaevi’nde tutuklu olduğu sırada Midyat Savcısı’na tanık olduğunu yazdığı ve Temizöz ve ekibi tarafından gerçekleştirildiğini ileri sürdüğü birçok eylemle ilgili beyanlarda bulundu.

Ancak Nuri Binzet ve diğer gizli tanıklar, kimlikleri deşifre olduktan sonra ifadelerini geri çektiler.

Buna rağmen ifadelerin basına yansıması mağdur yakınlarının savcılığa başvurmasını sağladı. 2011’de dava açıldı.

Sanıklardan Cemal Temizöz’ün dokuz, Kamil Atağ’ın yedi, Temer Atağ’ın iki, Adem Yakin’ın yedi, Hıdır Altuğ’un üç, Fırat Altın’ın (Abdulhakim Güven) altı, Kukel Atağ’ın ise bir kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları istendi.

Mağdurlar da sanıklar da tehdit edildi

Duruşmalar sırasında sanıklarla müdahil avukatlar arasında ciddi tartışmalar yaşandı ve zaman zaman avukatlardan bazıları mahkeme heyetinin önünde sanıklarca tehdit edildi.

Sanıklara da ifade vermemeleri için tehdit mektubu yollandığı yine mahkemede ortaya çıktı.

Temizöz: Ben huzuru sağladım

Temizöz savunmasında, Cizre’nin “PKK tarafından ele geçirilmiş bir ilçe” iken kendisinin 1993 yılında ilçeye Jandarma Komutanı olarak atanmasının ardından bölgede çok büyük başarılar elde ettiğini ileri sürdü.

Ayrıca, “PKK tarafından kullanılan bölge halkını terör örgütünün etkisinden kurtardığını ve ilçede huzuru sağladığını, kendisine bu görevleri için devlet tarafından pek çok takdirname ve ödül verildiğini” dile getiriyor.

Eski korucu lideri ve eski belediye başkanı Kamil Atağ da “ne yaptıysa devlet için ve devletin emriyle yaptığını” söyledi.

Temizöz ve diğer tüm sanıklar 5 Kasım 2015’teki duruşmada beraat etti.

TIKLAYIN – “TEMİZÖZ’ÜN BERAATIYLA YAKINLARINI İKİNCİ KEZ KAYBETTİLER”

Mağdur avukatları kararı, “Duruşmaya katılan kadınlar sonucu öğrendikten sonra yakınlarını bir kez daha kaybetmiş gibi hissettiler. Onlar için ikinci kez yas dönemi başlamış gibiydi” diye yorumladı.

Kızılağaç davası

Alay komutanının kim olduğu tespit edilemedi!

1993 yılında yakılarak boşaltılan Muş’a bağlı Kızılağaç köyüne aynı yılın Kasım ayında eşyalarını almaya giden 60’a yakın köylü, Kızılağaç Jandarma Komutanlığı tarafından gözaltına alınarak Muş İl Jandarma Alay Komutanlığı’na götürüldü.

Su kanalında cenazeleri bulundu

Ağır işkenceye maruz bırakılarak üç gün boyunca alıkonulan köylülerden bazıları daha sonra serbest bırakılırken, Mahmut Acar, Ali Can Öner, Yakup Tetik ve Mehmet Emin Bingöl, Alay Komutanlığı’nda gözaltında tutulmaya devam edildi.

6 Kasım 1993’de Muş İl Jandarma Alay Komutanlığı’na yakın mesafedeki bir su kanalı civarında cenazeleri bulundu.

Zamanaşımına bir gün kala dava

Van Cumhuriyet Başsavcılığı, 20 yıl sonra, zamanaşımı süresinin dolmasına bir gün kala, olayla ilgili iddianame düzenleyerek dönemin Muş Jandarma Alay Komutanı Naim Kurt’un “birden fazla kişiyi aynı sebeple ve taammüden öldürme, halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvik, cürüm işlemek üzere teşekkül oluşturmak” suçlarından yargılanmasını istedi.

Sanık: Ben sadece yardımcı oldum

Van 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanan ve özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasından sonra Muş Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınan davada Naim Kurt, o dönemde Savaş Aksoy’un Alay Komutanı, kendisinin de yardımcısı olduğunu belirterek kendisini savundu.

28 Kasım 2014 tarihli duruşmada savcı esas hakkında mütalaasında, Naim Kurt’un jandarma alay komutanı olup olmadığının tespit edilemediğini belirterek beraat talebinde bulundu.

Dava, 22 Aralık 2014 tarihinde beraatla sonuçlandı.

Süren davalar

“İnsanlık suçu” olarak değerlendirilebilecek bu davaların altısı sanıkların beraatıyla biterken, altı dava ise sürüyor:

Kulp davası, Lice davası, Kızıltepe JİTEM davası, Dargeçit JİTEM davası, Ankara faili meçhuller davası ve Musa Anter ve JİTEM ana davası.

(AS)

 

 

Yayınlanma tarihi

23/11/2016

Kategori Listesi