Kayıp Köylüler Davasında ‘Yedi Numaralı Maktul’ / Emel Ataktürk Sevimli

MİLLİYET

Çorum’da gözlerden uzak devam eden önemli bir ceza davası var; 1992-1994 yılları arasında Mardin Derik Jandarma komutanı olan Musa Çitil’in 13 sivil kişiyi, öldürmekten sanık olarak yargılandığı bir dava. Bu yazı, dava iddianamesinin yedi numaralı maktulü, cinayet sanığı ve devletin sorumlulukları hakkında. İddianameye göre sabah saat sekizde asker dolu zırhlılar ve land rover’lar köye girdiler. Korucular yol gösterdi ve köylüler göz altına alındı. Gözaltına alınanlardan Piro Ay, jandarma tarafından köyün 1-2 kilometre dışındaki dağlık alana götürüldü. Çobanlar çığlık sesleri duydular. Sesin geldiği yerden askerlerle dolu bir jip indi, tozu dumana katarak köyün içinden geçerek uzaklaştı. Askerler köyü terk edince köylüler çobanlarla birlikte sesin geldiği dağlık bölgeye çıktılar. Dağdaki derenin kenarında Piro’yu değil ama kan izleri, kırık coplar ve Piro’nun üzerindekine benzer mavi kot pantolon parçaları buldular. Tarih 17 Mayıs 1994’tü. Beş çocuk babası duvarcı Piro’dan o günden bu yana haber yok.

Şüpheliler terfi etti

16 Temmuz 2012 tarihine kadar geçen on sekiz yıl iki aylık süre içinde Piro ve diğer 12 köylünün işkence yapılarak kaybedilmesinden sorumlu hiç kimse hakkında dava açılmadı.
Köylülere göre o sabah köyü basan askerlerin başında Jandarma Komutanı Yüzbaşı Çitil vardı.
Savcılığın 16 Temmuz 2012 tarih 2012/1150 E. numaralı iddianamesinde Çitil hakında ‘görev yaptığı dönemde “şüphe olsun olmasın sivil vatandaşları çeşitli yöntemlerle tamamen keyfi şekilde öldürdüğü anlaşılmıştır” denilerek Seydoş, Yusuf, Abide, Ramazan Çeviren, Mehmet Nejat Arıs, Piro Ay, Vecdin Avcıl, Mehmet, Ramazan, Ahmet Erek, Mustafa Aydın ve Mehmet Faysal Ötün isimli 13 sivil şahsı öldürmekten/kayıp etmekten sorumlu olduğu belirtiliyor.(mülga T.C.K.nun 450/5 ve 5237 s. Türk Ceza Kanunu’nun 53. Md.)
Çitil hakkında Derik’te görev yaptığı yıllar için işkence, öldürme ve kaybetme dışında tecavüz dahil başka suçlamalar, soruşturmaların etkili yapılmadığını işaret eden AİHM kararı da var. Buna rağmen Çitil, devlet tarafından sürekli olarak korundu, taltif edildi, hâlâ Ankara Jandarma Komutanı.
Sivil toplum örgütleri, Çitil’in terfi ettirilmemesi için çeşitli açıklamalar yaptı. Ondan mıdır bilinmez basın organlarında yer alan haberlere göre 2013 Askeri Şura toplantısında hiç değilse terfi etmedi, yine de görev süresi bir yıl uzatıldı.

Cezasızlık politikası

Her on yılda bir yaşanan türlü askeri darbeler yüzünden demokrasisi bir türlü gelişemeyen bu ülkede devletin kendi suçları için hesap vermemesi alışılmış bir durum. Asker, polis, şüpheli her türden devlet görevlisi yargı önüne çıkarılmadığı gibi bir yolu bulunur ve daima bir cezasızlık kalkanı ile korunur.
Cezasızlık, süregelen bir devlet politikasının adıdır çünkü. İnsan hakları ihlallerine karışan devlet görevlileri ya hiç yargı önüne çıkarılmaz ya yargılamalar bulandırılır ve içi boşaltılır ama gerçek failler bilirler ki devlet ne yapar eder onları bir şekilde kurtarır. Yasaması, yürütmesi ve yargısıyla devletin elbirliği içinde yürüttüğü cezasızlık politikası karşısında öyle sonuçlar ortaya çıkar ki mağdur yakınları ve toplum bakımından ceza adaleti hoş bir seda olur; işlenen suçlar işleyenlerin yanına kar kalır, yargı önünde hesap verilmez ve iktidarlar değişişse de cezasızlık politikası, koruma, kollama zırhı hep baki kalır.
Olur da içerde homurdanma başlar veya uluslararası toplumun baskısı icabı ortalığı yumuşatmak gerekirse hemen siyasal kararlar alınır,‘harcanabilecekler’ kategorisindeki asker ve polisler için davalar da açılır. Lakin açılan bu davalar  ya manipüle edilir ya dönem iktidarlarının ihtiyaçlarına göre neyi kapsaması gerekiyorsa onu kapsarlar. Sonuç; cezasızlık zırhı güçlenir, suçlu ve suçsuz ayırt edilemez hale gelir, açılan davalar da böylece boğulur gider. Sorun çok komplike değil aslında. Olabilseydi de yargılamalar bütünlüklü bir demokrasi perspektifinin sonucu olarak açılsaydı, siyasal hesaplaşma aracı olarak kullanılmasaydı, o zaman her şey başka türlü gelişebilirdi. Zorla kaybetmeler, siyasal cinayetler de bu davaların kapsama alanı içinde olsaydı, doğru düzgün bir 12 Eylül davası olsaydı mesela…

Faili meçhuller

Tahmini rakamlara göre 1980’den bugüne çoğu 1990-2001 arasında Kürt yurttaşlar olmak üzere 1353 kişi zorla kaybedildi, binlerce siyasal cinayet işlendi. Başta JITEM olmak üzere şüpheli devlet kurumları/kişiler gerektiği gibi soruşturulmadı, yargılanmadı tersine korundu, kollandı, taltif edildi.
Kendi kirli savaşlarıyla yüzleşen, ceza yargılamalarını demokrasiye geçiş dönemi adaletinin bir parçası kılan başka ülkelerde süreçler bambaşka işledi oysa.
Arjantin örneğin, darbe ile iktidara gelen cuntanın iki liderini, general Videla ve Massera’yı, 1976-1983 döneminde işledikleri suçlar nedeniyle gerçekten yargıladı. Videla, Massera ve yüzlerce askeri sorumlu, sol muhaliflere sistemli olarak işkence yapmaktan, kaybetmekten, hamile kadınların çocuklarını kaçırmak ve asker ailelerine vermekten ağır cezalar aldılar. Ayırt edici olan şu ki,yargılamalar Arjantin’de toplumsal yüzleşme,kabul,özür,giderim gibi diğer mekanizmalarla  birlikte işledi. İşte bu yüzden 30.000 dolayında muhalifin göz altınayken uyuşturulup uçaklardan Atlas okyanusuna atıldığını, kaybedildiğini artık kimse tartışmıyor. Toplum ‘bir daha asla’ diyerek süreci/sorumluları mahkum ediyor. Bizde ise toplumsal yüzleşme, kabul, ceza adaletinin sağlanması ve onarım mekanizmalarının devreye girmesi bakımından daha alınacak çok yol var. Piro’nun 17 Mayıs günü Mardin’deki köyünde askerler tarafından gözaltına alınıp yok edilmesinden yıllar sonra 2013 yılının yine bir 17 Mayıs günü, general Videla, insanlığa karşı suç işlemekten aldığı ömür boyu hapis cezasını çekerken 87 yaşında cezaevinde yapayalnız öldü.
Ölürken yaptıklarından pişmanlık duymuş mudur bilinmez. Bilinen şu ki ‘bir daha asla’diyen Arjantin toplumu bugününü bizden çok daha ferah yaşıyor. Darısı başımıza.

Yayınlanma tarihi

02/05/2014

Kategori Listesi