Onarıcı Adalet ve Tazminat / Onur Bakıner

ONUR BAKINER

Gözaltında kayıplar konusu elbette ki her şeyden önce ceza hukukunun ve dolayısıyla cezalandırıcı adaletin alanına giriyor. Ancak günümüzde giderek yaygınlaşan bir görüş, mağdurların, mağdur yakınlarının ve hatta toplumun genelinin yaşadığı maddi ve manevi zararın tazminini savunuyor. Onarıcı adalet olarak adlandırılan bu anlayış, cezalandırıcı adaletin yerini tutmaktan ziyade onu tamamlayan bir dizi pratiği adalet tartışmalarının gündemine alıyor. Bu yazımda onarıcı adalet kavramından ve mağdurların zararlarının tazmininden söz edeceğim.

Ağır insan hakları ihlalleri genelde, cinayet, işkence veya tecavüz gibi vücut bütünlüğünü ortadan kaldıran eylemlerle ilişkilendirilir. Bu gibi ağır suçların ilk olarak insan bedenine saldırı olduğu elbette kuşku götürmez, ama bu gibi suçların hem saldırıya uğrayan kişilerde hem de yakınlarında yarattığı zarar, fiziksel şiddetin de ötesindedir. Fiziksel saldırıya uğrayan birçok kişi, saldırıdan canlı kurtulsa bile iş göremez hale gelir. Yakınlarını kaybeden aileler çoğu zaman toplum ve devlet baskısı yüzünden gündelik hayatlarını huzur içinde yaşayamazlar. Eşlerini veya çocuklarını gözaltında kaybetmiş insanların yaftalandığı ve bu yüzden iş bulmakta, eğitim almakta ve genel olarak düzenli bir yaşam kurmakta zorlandığı, birçok ülkedeki deneyimlerle sabittir. Dahası, fiziksel şiddete dayalı ihlaller, çoğu zaman diğer hak ihlalleriyle bir arada meydana gelir. Zorla kaybedilmelerin zorunlu göç politikalarıyla eşgüdümlü yürütülmesi, bir ihlali protesto etmek isteyen toplulukların gösteri yapmasının engellenmesi, yargıya intikal eden ihlallerin adil olarak yargılanmaması gibi örneklerden anlaşılacağı üzere, adalet arayışının çok yönlü mağduriyetleri hesaba katması gerekir.

Hem mağduriyetin çok yönlü yapısını hem de cezalandırıcı adalete erişimin zorluğunu kabul eden birçok insan hakları savunucusu, ihlallerin neden olduğu maddi ve manevi yıkımla yüzleşmek için alternatif yollar aramaya başladılar. Bu yöntemler içinde akla ilk gelen, devletin tazminat ödemesi oldu. Tazminat, maddi bir zararın karşılanması kararını veren mahkemelerin sıklıkla başvurduğu bir yöntem, ama burada bahsedilen tazminat, devletin mağdurlara, mahkeme kararı gerekmeksizin tanıdığı bir hak. Tazminata hak kazanmak isteyen kişiler, devlet tarafından kurulan hakikat komisyonlarına veya benzeri kurumlara başvurarak kendilerinin veya yakınlarının mağdur olduğunu kanıtlamaya davet ediliyorlar. Sözlü veya yazılı birtakım incelemelerden sonra tazminata hak kazananlar nakdi veya ayni devlet yardımı alıyorlar. Nakit para ya bir defalık olarak ya da düzenli maaş olarak ödeniyor. Örneğin Kanada’da, çocuk yaşta devlet veya kilise tarafından zorla alıkonularak ‘Batılı’ tarzda eğitime zorlanan ve bu eğitim boyunca çeşitli suistimallere uğrayan birçok Kanada yerlisine (İng. First Nations), kişi başı 10.000 dolar artı bu okullarda kaldığı yıl başına 3.000 dolar ödendi.  Nakdi olmayan tazminat çeşitleri genel olarak mağdurlara ücretsiz eğitim ve sağlık hakkı tanınmasını içeriyor. Örneğin Şili’de mağdur yakınları, eğitim hakkından ücretsiz yararlanabiliyor ve yaşlılar, bu hakkı genç akrabalarına devredebiliyor. Ayrıca kişilerin köy ve küçük kasabalarda örgütlendiği kırsal kesimlerde, mağdur edilen topluluklara toplu tazminat ödendiği de biliniyor. Örneğin Peru’da 2005 yılından sonra başlatılan tazminat politikası, iç savaştan etkilenen birçok köyün temel altyapı eksikliklerinin karşılanmasını amaçlıyor.

Tazminat, yargı sürecinin etkin işlemediği yerlerde kullanılan bir yöntem olarak ortaya çıkıyor. İnsan hakları savunucuları, mağdurlara ödenen nakdi veya ayni tazminatın mahkeme kararlarını gereksiz kıldığını düşünmüyor elbette; ancak yargının belki iş yükü, belki de savcı ve hakimlerin insan hakları alanında duyarsız olması dolayısıyla adalet dağıtma işlevini yerine getirmediği durumlarda tazminatın ikinci bir seçenek olarak kullanılabileceği, insanların hem cezalandırıcı hem de onarıcı adalet yollarıyla hak arayabileceği öngörülüyor. Şimdiye kadar birçok ülkede buna benzer tazminat politikaları denendi. Özellikle Şili ve Arjantin, gözaltında kaybedilenlerin yakınlarına tazminat ödeyerek Latin Amerika’da öncü oldu, ancak insan hakları savunucuları mahkemeler yoluyla failleri mahkum ettirmekten de geri kalmadı.

Tazminat politikaları ne kadar etkili?

Peki tazminat politikaları ne kadar etkili? Öncelikle, Kanada’dan Şili’ye, Peru’dan Nepal’e kadar uzanan bir coğrafyada verilen tazminatların, mağdurların maddi beklentilerini karşılamaktan çok uzak kaldığını söylemekte yarar var. Yoksulluk içinde yaşayan insanlar için küçük miktarlar bile önemli olsa da, dağılmış bir hayatı yeniden kurmak tazminatların verebileceğinden çok daha büyük bir maddi ve manevi destekle mümkün – hatta belki de mümkün değil. Ancak tazminatın, parasal yardımın ötesine geçen bir başka boyutu var: devletin, kişilerin mağduriyetini kabul etmesi ve bu mağduriyetleri gidermek için bir adım atması, bu kişilerin birinci sınıf yurttaş olarak tanındığını, devletin inkar ve dışlama politikalarını geride bıraktığını gösteren önemli bir simge. Yıllar yılı ‘terörist’, ‘hain’, ‘terörist yakını’ gibi yaftalarla toplum önünde küçük düşürülmeye çalışılan kişilerin zararını tazmin için atılan en ufak adım bile, toplumsal uzlaşı anlamında önemli bir dönüşüme işaret edebiliyor. Dahası, meclis araştırma komisyonlarından televizyon tartışmalarına kadar uzanan geniş bir yelpazede yaşadıkları deneyimleri anlatan birçok mağdur ve mağdur yakını, bunca acıdan sonra karşı taraftan saygı ve tanıma bekliyor, paylaşılan acıların sadece siyasi bir araç olarak kullanılmadığını, devletin bu acıları dindirmek için politikalar yürüttüğünü görmek istiyor. İşte bu anlamda tazminat, parasal boyutun çok ötesine geçen bir anlam kazanıyor.

Tazminatın, insan hakları ihlallerinin yarattığı yıkımı onarmak adına tek başına yeterli olmadığını söylemekte yarar var. Her şeyden önce, devlet bütçesinden ödenen tazminatlar, işlenen suçların gerçek faillerini cezalandırmıyor. Faillerle ceza hukuku yoluyla hesaplaşmak, birçok mağdurun birinci isteği. Faillere ağır cezalar verilmesi mümkün olmasa bile, hiç değilse bu kişilerin toplum önündeki meşruiyetlerini kaybetmesi, siyasi kurumlarda ve güvenlik kuvvetleri içinde yer almalarının engellenmesi, toplumsal uzlaşı adına önemli adımlar.

Birçok insan hakları savunucusu, suçlarını itiraf eden alt rütbeli failleri affetmenin ya da cezalarını hafifletmenin de onarıcı adalet anlayışı içerisinde kabul edilebileceğini söylüyorlar. Ancak af içeren bir adalet anlayışının çok önemli iki kriteri gözden kaçırmaması gerekiyor: birincisi, affın koşullu olması, yani cezasızlığa yol açmaktan ziyade birtakım faillerin itiraf etmesini kolaylaştıran bir işlev görmesi çok önemli. İkincisi, af politikaları bireysel veya toplu olarak mağdur yakınlarının görüşlerini dikkate almalı. Mağduru affetmeye veya unutmaya zorlayan bir politika, onarıcı adaleti sağlamaktan ziyade cezasızlık ve zorbalığa yol açar.

Onarıcı adalet ve tazminat, gözaltında kayıplar da dahil olmak üzere birçok ihlal biçimiyle yüzleşmek için kullanılabilir. Burada önemli olan, devletin tazminat politikalarını, mağdurlar ve mağdur yakınları hala hayattayken ve maddi yardımı kullanabilecek durumdayken uygulaması, tazminatı parasal boyutunun ötesinde simgesel önemi de olan bir pratik olarak görmesi ve tazminat politikalarına ceza hukukunun alternatifi gözüyle bakmaması. Toplumun bütün kesimlerini kucaklayan bir uzlaşı, tazminatın yanında cezalandırıcı adaletin ve farklı yüzleşme biçimlerinin de bir arada kullanıldığı bir politikayla mümkün olabilir. 

Yayınlanma tarihi

19/11/2014

Kategori Listesi

Etiket Listesi